Karantina Bana Ne Öğretti?


İki aydır evdeyim. Kapının önüne bile çıkmadım. Ama tek bir gün bile şikayetçi olmadım bu durumdan. Öncelikle sadece sevdiklerimizi korumak adına değil, aynı zamanda her daim ihtiyaç duyacağımız değerli sağlık hizmetlilerine de bunu borçlu olduğumuzu düşündüğümden. Biz hastalanmazsak onlar ölmez. 

Bu süreçte, bu yaşa kadar deneyim ve tecrübelerimden harmanladığım duruşum, hayata bakışım, felsefem gibi kavram içeriklerini pekiştirme fırsatı buldum. Yukarıda bahsettiğim konu pekiştirdiklerimden bir tanesi. Kolektif bilinç, birlik ve bütünlük duygusu. İnsanlar arkalarından gelecek olanı düşünmeyip tuvalet kağıtlarını, C vitaminlerini stoklarken ben bu öğretiyi içimde yeşerttim. Bu dünyayı paylaşıyoruz, başımıza ne kötülük geldiyse 'hep bana' mantığından geldi, buna 'dur' deme ve birlik olma zamanıdır diye düşünüyorum. Öğreti 1.

Oğlumla yirmi dört saat bir arada olmanın keyfini çıkarttığım bu süreçte şunu öğrendim. Meğer o okuldayken veya hafta sonu babasındayken tüm tedirginliğim onun başına olumsuz bir şey gelir kaygısındanmış. O yanımdayken kaygı kayboldu ve ben anda kalmayı öğrendim. Plan yapmadan, kontrol etme ihtiyacı duymadan. Bunu o hayatını normal sürdürdüğünde de yapmalıyım. Çünk..

Devamını Oku  

Karantina Bana Ne Öğretti?


Doktor olmak karantinanın dışında tuttu beni. Elbette bu yeni bir deneyim ve öğrenmezsek kendimizden şüphe etmeliyiz. Ancak öğretmeni olmayan bir öğreti bu ve zorluğu da burada… Yapımıza uyanı; içinde bulunduğumuz fiziksel, düşünsel, duygusal, sosyal şartlarımız içinde algılayıp değerlendirerek davranış alanına geçirebiliyoruz. Her şey öncelikle bize, işleme kapasitemize bağlı.

Karantina tarihsel anlamından başlayarak hiç de olumlu çağrışımlar yapmıyor. Gözümün önüne gelen görüntü ateşli, döküntülü, inleyen insanların acı çektiği kötü ve kapalı bir ortam. Yani oldukça tüyler ürpertici. Yine bir belirsizlik, hiç kimsenin bir şey bilmediğinin yarattığı endişe…  Görünmez, kontrol edilmez bir düşman ortada dolaşırken hissedilen çaresizlik…

Üstelik kızılacak birisi de yok. Biliyorum bir sabah uyanacağım ve virüs nasıl geldiyse öyle gitmiş olacak.

Benim öğrenmelerim yalnız başına olmadı. Görüştüğüm insanların kaygı, korku, izole olmuşluklarının yarattığı endişeleri de aldım. Hiç bu kadar evde kalmamıştık. Ayrıntılara zaten dikkat ederim. Evdekilerin hala keşfedebileceğim yanlarını fark ettim. Oyalanmak, uğraşmak, sosyallik, çalışmak gibi bizi ister istemez kendimizden ve çev..

Devamını Oku  

Karantina Bana Ne Öğretti?


Kaotik, bilinmeyen ve olağan dışı tüm süreçler insana bir öğreti sunar.

Zorlu bir hastalık evresi, iflas, göç etme, eşten ayrılma, canciğer olunan birini kaybetme gibi vakaları idrak eden kişi, zifirin en dibini gördükten sonra şafağın alacasında belini doğrultmaya, yaşadıklarını sindirmeye uğraşır.

İki aydır yaşadığımız karantinada, -şayet bir yakınınızı kaybetmediyseniz-, bolca düşünecek vakit kazanmış ve o “zifiri karanlık” çökmeden bazı aydınlanmalar yaşamış olabilirsiniz.

Ben de türlü mecralarda “özünüze dönün, dinginleşin, sakinleşin” temalı yazılar okuyunca, kapattığım duyargalarımı hafiften aralamak mecburiyetinde hissettim.

Salgın bana neleri öğretti?

* 17. Yüzyılda Venedik’e yanaşan gemilerin, hastalık geçmesin diye 40 gün limanda bekletildiğini ve karantina kelimesinin İtalyanca “kırk” anlamına gelen “quaranta”dan türediğini * İster yemyeşil çimenler üzerinde yoga yapsın, ister Semazen olup huşu içinde ibadet etsin, isterse rakı şişesinde balık olup kendinden geçsin; ‘mutsuzluğa bağımlı’ insanın, her ahval ve şeraitte mutsuz olacağını. * Ölümün ve sevdiklerimizi kaybetmenin hâlâ en büyük korkumuz olduğunu * Evi paylaştığın kişilerin seni vezir ya da rezil ed..

Devamını Oku  

KARANTİNA BANA NE ÖĞRETTİ?


Temas, temas, temas… İnsanın en temel ihtiyacı. Karanlık bir odada gözlerimiz açsak ilk yapacağımız şey, ellerimizle etrafa dokunmaya çalışmak. Parmak uçlarımız sihirli bizim. Parmak uçlarımızda yaşam enerjimiz. Minicik bir dokunuş yetiyor iki aşık insanı diyar diyar gezdirmeye… Sarılmak desen, en güçlü sakinleştirici. Sözün bittiği yerde sarılmak girer devreye. Hem öyle bir girer ki acın hafifler, mutluluğun coşar. Öylesi bir güç; sana hizmet edeni büyüten, hizmet etmeyeni azaltan. Ve bir gün dediler ki bize; “Sarılma. Dokunma. Konuşma.” Maskelerin ardına saklandı yüzler, eldivenlerin içine hapsoldu eller. Hepimiz birbirimizden kaçar olduk, maskelerin dışında kalan gözlerimiz şüpheyle, korkuyla bakar oldu birbirimize. “Sosyal mesafe” denildi adına ama aslında kocaman bir “fiziksel mesafe” girdi aramıza. En temel ihtiyacımız öylece, birden bire, aniden, hiç aklımızda yokken alınıverdi elimizden. Zamanında sarılamadıklarımıza üzülür olduk, zamanında burun kıvırarak kapısını açtığımız büyüklerin kokusu o kıvrılmış burunlarımızda tüter oldu. Kim bilir, belki de değerlerini anladık. Samimi itirafımdır, ben yoğun olduğum dönemlerde ilk sevdiklerime ayırdığım zamanlardan çalardım. Karantinada anladım ki sevdiklerimle zaman kumbaram çok d..

Devamını Oku  
/ 21       
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun