KADIN MI ERKEK Mİ?


Güzellik merkezinin bekleme odasındayım. Odada benden başka kırklı yaşlarının sonunda olduğunu tahmin ettiğim bir kadın daha var sadece. Nedense onunla sohbet etmek gelmiyor içimden. İlginç bulmadığım için olabilir mi? Sıradan bir görünümü olduğu için anlatacakları da sıradan olacaktır diye bir önyargım var herhalde. Camdan dışarı bakarak oturduğum için kapıya sırtım dönük. O yüzden içeri yeni giren kişinin sadece sesini duyuyorum. Kişi? Kadın diyemiyorum çünkü sesi erkek sesi. Erkek de diyemiyorum çünkü bu ses bir kadının tonlama ve tınılarıyla kulağa geliyor. Hem burada erkeklerin ne işi var değil mi? Meraklıymış gibi hemen kafamı çevirip bakmıyorum. Ki meraklıyım.  Benim görebileceğim bir koltuğa, çaprazıma geçip oturuyor. Sarı röfleli saçlarını at kuyruğu yapmış. Yüzünde hiç makyaj yok. Eşofman altı ve spor ayakkabı giymiş. Tişörtünün üstünde ince bir mont var. Gülümsüyoruz birbirimize. Çay ikram ediyorlar bize. Adı Emre’ymiş. Nedense duymuyorum Emre hanım mı bey mi diye hitap ettiklerini. Sahi ne denmeli ona acaba? Emre erkek ismi ama görüntü tam da erkek değil. Peki görüntüde tam da erkek olmadığını düşündürten ne var? Sadece sarı röfleli at kuyruğu yapılmış saçlar. Ama uzun ..

Devamını Oku  

RUHUMUZA İYİ GELENLER


Cağaloğlu yokuşundan çıkarken içim pırpır eder. Yokuşu çıkıp sağa döndüğümde okulumu göreceğimi bilirim. Biraz daha ilerlersem Hürriyet Gazetesi’nin o çok sevdiğim eski binasını geçip, yolun sonundan sola döndüğümde Sultanahmet Köftecisi’ni ve meşhur Lale’yi bulacağımı bilmek mutlu eder beni. Çocuklarımla tarihi yarımadada dolanırken Sirkeci’den başlayıp ‘Bak burada trenden inerdik, şuradan vapura biner Kadıköy’e geçerdik, şurada balık ekmek yerdik, bu yokuştaki kırtasiyecilere uğrar öyle okula yürürdük’ diyerek hikayemi anlatabilmek isterim. Böylece benimle, geçmişimle ve yaşadığımız şehirle bir bağ dokunur aramızda. Bağ dediğimiz, ‘hikayemiz’den başka bir şey değildir aslında. Ailemizle, yaşadığımız yerle kurduğumuz bağ, ortak geçmişimiz yani hikayemizdir. ‘İlk adımlarını burada atmıştın, ilk kelimelerin şunlardı, kardeşin doğduğunda sen de emzik kullanmaya başladın,anaokulundaki öğretmenine şu resmi çizdin, salıncağa ilk şu parkta bindin…’ Çocukluk anılarımız mekanlarla ve eşyalarla birleşir, annelerimizin anlattığı bu hikayelerle tutkallanarak hafızamıza işlenir.  Yıllar geçer, birer yetişkin oluruz ve kimliğimizi oluşturan bu anıları canlandırmak, o günkü hisleri yeniden yaşamak ve kendi çocuklarımıza aktarmak ..

Devamını Oku  

HADİ BİR DE AMUDA KALKAYIM


Veli olanlarınız bilirler, çocuk anaokuluna başlar başlamaz ilk veli whatsapp grubuna dâhil olursunuz. Yıllar içinde çocuğunuzun sınıfı değiştikçe yeni sınıfın whatsapp grubuna da girersiniz. Ancak eski grupla da bir yıllık geçmişiniz, iyi-kötü bir hukukunuz olduğu için eski whatsapp grubundan çıkmaya çekinirsiniz. Böyle böyle, çocuğunuz büyüdükçe yeni gruplarınız olur, hele bir de ikinci çocuğunuz da okula başlayınca gelsin yeni gruplar. Hem siz artık profesyonel velisiniz, fark eder mi artı bir eksi bir grup? Neyse efendim, ben de her fani veli gibi bu grupların bir üyesiyim. Oğlum ve kızım sayesinde bir sürü yeni arkadaşım oldu. Bu, işin iyi tarafı… Hatta bazı veli grupları içinde alt gruplar oluştu, oradaki muhabbetin içeriği değme magazin eklerinin editörlerini bile kıskandırabilir.  Oraya ulaşan bilgi henüz internete bile düşmemiş olabilir. Ama bazı veli grupları da var ki ‘O veliyse ben neyim?’ diye düşündürtür size. Kalori ve protein hesabına göre haftada kaç kere bilmem ne yemeğinin çıkmasının yanlışlığından tutun da, okulda veliler için ayrılmış olan park yerinin değişmesinden kaynaklanan über-mega hayati konular konuşuluyor orda. Allah muhafaza dışlarlar falan diye ağzımı açıp bir şey yazamadığım gibi okumazsam kendim..

Devamını Oku  

Kekik Yağı ve Veda


Uzun, çok uzun zamandır elimin gitmediği bir yazı bu. Birkaç satır yazıp ertelediğim, tekrar tekrar dönüp durduğum bir yazı. Veda dedim ama veda edemeyeceğimi de biliyorum.Veda için bir eşitlik gerekir çünkü. En azından aynı dünyada olmak gerekir,ki Figen artık başka bir alemde. Bu dünyanın kelimelerinden biriyle ifade edecek olursak, cennette… Bu sabah banyomda Figen’in kendi elleriyle topladığı kekiklerden yaptığı yağı gördüm yine. Harika bir çiçek buketiyle birlikte kekik yağını getirdiği gün dün gibi aklımda. Kızım doğduğunda gelmişti ziyaretime. O küçük ve sevimli yüzünün neredeyse tamamını kaplayan kocaman gülümsemesiyle… Sahi Figen, ben o kekik yağını kullanıp bitirdiğimde mi gitmiş olacaksın sen? Yoksa telefon numaranı bir gün telefonumdan silersem mi? Instagram sayfan canlı canlı duruyor hala. Çok sevdiğin dünya güzeli kızınla fotoğraflarınıza baktım geçen gün. O ince ve oyuncaklı sesin çınladı kulağımda. Neşe sana çok yakışıyordu. Nefes terapisi diye bir şey var demişlerdi, çok iyi hissettiriyor demişlerdi. Hayatımın zor bir dönemiydi. Yorgun, iştahsız ve melankoliktim. Hadi bir de nefes terapisini deneyeyim diyerek Figen’e ulaştım. Cevizler, incirler, ev yapımı kurabiyeler ve bitki çayı hazırlamıştı bana. Minik bir çiçekle..

Devamını Oku  
/ 8       
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun