HIZLANDIRILMIŞ MUTLULUK


Mutluluk kavramının insan hayatının biricik, kapsayıcı ve temel amacı olduğunu varsayarak başlayabiliriz. Buna itiraz ediyorsanız mazoşistsinizdir ve o başka bir yazının konusu olması gereken bir kavram. Bir çoğumuz mutluluğun var olmadığına kanaat getirmiş, bazıları mutluluk dediğimizde derinlerde bir yerde, belki de onu hakettiğinden şüphe duyarak bir suçluluk hissiyle irkiliyor. Sorun şu ki, doğruluk ve iyilik, yahut ahlak pek paralellik göstermiyor çoğu zaman. Gösterdiği düşünüldüğünde de bu parallelikle ilgili algı zamanla değişiyor. Örneğin Plato’nun “Republic- Cumhuriyet” adlı kitabında iyi olmanın kötülükten daha karlı olduğu savunuluyor. Ancak iyiliğin çeşitlilikten kaçış, gösterişsiz, basit hayat olduğu savunuluyor. Çeşitliliğin ruhun disiplinini bozduğu izah ediliyor. Birçok modern insan ise bugün değişik aktiviteler veya keyiflerin, hobilerin hayatın “çeşnisi” olduğunu savunacaktır. Biz bugün tekdüzeliği mutsuzluğun tarifesi olarak görüyoruz adeta. Arzuyla mutluluk arasındaki ilişki ise, iyilik ile olandan daha kaçınılmaz ve çarpıcı. Batı düşüncesinde arzu edilene ulaşamamak, mahrumiyet, yani mutsuzluktur. Budizm ise bilirsiniz ızdırabın kaynağı olarak gördüğü arzuyu yok ederek mutluluğa ulaşmayı önerir. Anlıyoruz ki her toplumda baskın ol..

Devamını Oku  

“DÜZGÜN” KADINLAR NEREYE GİTTİ?


Evlenecek, yahut evliliğe gitme potansiyeli olduğu en azından tahayyül edilebilecek kadın bulunamadığı sıkıntısı çevremde sıkça duyduğum bir hezeyan. Eminim kadınlar dünyasında da erkek popülasyonu için aynı şey söyleniyordur. İçi boş ve lümpen bir söz “düzgün”. Ancak bunun içini “sadık”, “stabil”, “şefkatli” vs gibi aslında bizim için anlamlı olan ama pek dillendirmekten çekindiğimiz değerlerle doldurabiliriz. Tabi düzgün kelimesini lugatımızdan çıkarıp onun yerine bunları kullansak çok daha hoş olur. Sadık/stabil erkek yahut kadın yok şikayetini kombine edip “aşkta mutluluğu bulamamışlık” hali olarak tanımlarsak, bununla empati kurmak benim açımdan da hiç zor değil. Ben hayatımda her soruna “bu koşulu yaratatan somut, materyal sebepler nelerdir?” diye bakarım. Genelde çözüme ulaşamam ama çoğunu anlayabildiğime inanıyorum. Bu yazının amacı da sosyoloji, siyaset bilimi öğrenciliğimin akademik tarafını bir tarafa bırakmak, ama rasyonel olarak bu sorunu çözümleme yoluna giderek biraz zihin sporu yapmak.  Ben sorunun tahliline bu sorun kimlerde yok diye düşünerek başladım. Babamın hiç gerçek aşkı bulamamak diye bir derdi olmamıştı. Amcamın da böyle bir sıkıntısı yoktu. Dedemi tanıyanlar da hiç..

Devamını Oku  

Sosyal Fobi


Yeni tanıştığınız fakat kısa zamanda kanınızın kaynadığı ve çok samimi olduğunuz bir arkadaşınızın, sizi düğününe davet ettiğini hayal edin. Diyelim ki arkadaşınızın müstakbel eşi de dahil olmak üzere düğünde olacak yüzlerce davetliden bir kişiyi dahi tanımıyorsunuz. Bir de üstüne üstlük davete yalnız katılmak zorundasınız. Zerre kadar endişe duymadan, sanki yatak odanızdan mutfağa gidermişcesine rahatlıkla gidebilir misiniz? Bir üniversitenin amfisinde gerçekleşecek, yüzlerce izleyicisinin olacağı bir konferansta konuşmacı olarak katılım daveti aldınız. Kabul eder misiniz? Ya da daha hafifleştirelim durumu. Bu konferansa izleyici olarak katılmak üzere yola çıktınız. Trafik yüzünden geciktiniz ve salon çoktan tıka basa doldu. Konuşmacı da yerini aldı. Salona giriş sahnenin hemen yanından. Yüzlerce kişi sessizlik içerisinde pür dikkat sahneye bakarak beklemekte. Oradan rahatlıkla, sanki 3-4 kankanızın oturduğu evin salonuna girermişcesine, geçip yürüyebilir misiniz? Hayır mı? Benden de kocaman bir Hayır o zaman. Tanımadığım insanlarla, tanımadığım ortamlarda iletişime geçmem gereken durumlarda yaşadığım korkunç kaygının tam farkındalığına yirmili yaşlarda varmıştım. Halbuki bunu kendimi bildim bileli yaşıyordum. Hatırlayabildiğim en eski anılar 4-5 yaşlarımdan. Annemin daha önce gitmediğimiz bir r..

Devamını Oku  

HERKES ALDATIR


Sorumuz şu; seven erkek aldatır mı ?   Doğru soru ise şu; insan neden aldatır? Çok nedeni var elbette, ama magazin dergileri ve sosyal paylaşım siteleri pek çok defa nedenlerini çeşitli şekillerde içerik yaptığı için tekrarlamak gereksiz. Tek eşlilik bir medeniyet hali, kuşkusuz! Tek eşli olabilmek için görmüş olmak, tecrübe etmiş olmak ve doymuş olmak gerekir ki, bizim gibi cinselliğin tabu olduğu toplumlarda bu oldukça zordur.  On beş yaşında yaşamanız gerekenleri ancak otuz yaşına geldiğinizde yaşama imkanı bulursanız, elbette tek eşliliği sindirmeniz kolay olmayacaktır. Tek eşlilik kendini bulma serüveninin bir parçasıdır.  Kendini bilmeyen insan, bir başkasını nasıl anlar, nasıl sever, nasıl bağlanır kendini karşındaki insana nasıl adar?  İlk elini tuttuğu kadınla evlenen erkeğin, gözünü kocasında açan (!) kadının; aşkı, birlikteliği, hayatı tanımadan güya sevdiği eşini aldatması değil, aldatmaması düşündürür beni.  Aldatma olgusunu neden sadece ‘seven erkek’ le sınırlıyoruz? Neden sadece seven erkeğe indirgiyoruz? Sevmeyen erkek zaten aldatır seven neden aldatır düşüncesiyle erilliği perçinliyoruz? İnsana özgü bu durumu; seven erkeğe, sevmeyen kadına, az seven eşe, çok seven kocaya vs ayırıyoruz?  Bildiğim bize sevgiyi, aşkı, cinselliği, birlikt..

Devamını Oku  
/ 5       
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun