RUHUMUZA İYİ GELENLER

RUHUMUZA İYİ GELENLER

Cağaloğlu yokuşundan çıkarken içim pırpır eder. Yokuşu çıkıp sağa döndüğümde okulumu göreceğimi bilirim. Biraz daha ilerlersem Hürriyet Gazetesi’nin o çok sevdiğim eski binasını geçip, yolun sonundan sola döndüğümde Sultanahmet Köftecisi’ni ve meşhur Lale’yi bulacağımı bilmek mutlu eder beni. Çocuklarımla tarihi yarımadada dolanırken Sirkeci’den başlayıp ‘Bak burada trenden inerdik, şuradan vapura biner Kadıköy’e geçerdik, şurada balık ekmek yerdik, bu yokuştaki kırtasiyecilere uğrar öyle okula yürürdük’ diyerek hikayemi anlatabilmek isterim. Böylece benimle, geçmişimle ve yaşadığımız şehirle bir bağ dokunur aramızda.

Bağ dediğimiz, ‘hikayemiz’den başka bir şey değildir aslında. Ailemizle, yaşadığımız yerle kurduğumuz bağ, ortak geçmişimiz yani hikayemizdir. ‘İlk adımlarını burada atmıştın, ilk kelimelerin şunlardı, kardeşin doğduğunda sen de emzik kullanmaya başladın,anaokulundaki öğretmenine şu resmi çizdin, salıncağa ilk şu parkta bindin…’ Çocukluk anılarımız mekanlarla ve eşyalarla birleşir, annelerimizin anlattığı bu hikayelerle tutkallanarak hafızamıza işlenir. 

Yıllar geçer, birer yetişkin oluruz ve kimliğimizi oluşturan bu anıları canlandırmak, o günkü hisleri yeniden yaşamak ve kendi çocuklarımıza aktarmak için geçmişimize ait mekanlara gitmek isteriz. Şanslı olan bir azınlık, anılarının geçtiği yerleri –biraz değişmiş olmalarına razı gelerek- bulur. Yazık ki çoğumuz bu kadar şanslı değildir. Okulu yıkılmış, yerine AVM yapılmıştır, kokusu burnunda kuruyemişçi dükkanı eczane veya kuaför olmuş, yakar top oynadığı bahçe otoparka dönüşmüştür. Kişisel tarihin olmazsa olmazlarından mekan-eşya-hikaye üçlüsünün önemli bir parçası olan mekan, bir daha geri dönmemek üzere yok olmuştur.

Ya eşya? Eşya ile hikaye de birbirine görünmez iplerle bağlıdır. Her eşya hikayesini içinde taşır. Geçenlerde Balıkesir’de eşimin teyzesinin evini ziyaretimizde kuvvetli bir şekilde hissettim bunu. Yemek yediğimiz tabakları çok beğendiğimde ‘Anneciğimin tabaklarıydı’ dedi ve anısını anlattı. Üzerinde yürüdüğümüz halıları yıllar önce babasının eve getirdiği gün yaşananları gülümseyerek paylaştı. Balkondaki kırmızı kül tablasından, şimdilerde tekrar moda olan retro dediğimiz sehpaya kadar evdeki her bir eşyanın anısı vardı. Sonra sıra siyah beyaz fotoğraflarla dolu albümleri karıştırmaya geldi. 50’li, 60’lı,70’li yıllar, şu anda çoğu hayatta olmayan insanlar, gülüşleriyle, kıyafetleriyle, hikayeleriyle birlikte yeniden canlandılar.

Siyah beyaz fotoğrafların birinde üzerinde olan, çok beğendiğim kaftanı dolabından çıkarmasın mı!Meğer harika bir toz pembeymiş, üstündeki ve sırtındaki işlemeleri kendi elleriyle yapmış. Ah bir de içine girebilseydim. ‘Belki kızım giyer bunu Oya teyze’ dedim. İnci için saklayacağımdan eminim.

Sonra düşündüm bizim kuşağın evlerini. Ne anlatacağız acaba torunlarımıza? Dedenle bu masayı IKEA’dan almıştık, montajında çok zorlanmıştık mı diyeceğiz? Hadi diyelim ki o masa o kadar yıl dayandı, biz çoktan o masadan sıkılıp ya da onu demode bulup yenisiyle değiştirmiş olmaz mıydık?  Bir yandan ‘Eskileri at, eski enerjilerden kurtul’ akımına uyup atıveriyoruz geçmişimizi, öte yandan tüketim çılgınlığına kapılıp kullanacağımızdan fazla eşyayla dolduruveriyoruz evlerimizi.

Tamam çağımız hız çağı, teknoloji çağı ama binalarımızı onarmak yerine yıkarak, eskiden kalma ne var ne yok atarak, hep en yeniyi satın alarak bizi birbirimize bağlayan hikayelerimizi yok ediyoruz aslında. Geçmişimizi bugüne tutkallayan, anne babamızı bize, bizi çocuklarımıza ve torunlarımıza bağlayan anıları taşıyan mekanlar ve eşyalar birer birer azalıyor hayatımızdan…

Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun