AĞDALI AŞKLAR ANLATICISI

AĞDALI AŞKLAR ANLATICISI

AĞDALI AŞKLAR ANLATICISI

Sağ elimden oluk oluk kan fışkırıyor. İşaret parmağım ilk boğumundan koptu kopacak, sallanıyor. Kocam gördüğü manzara karşısında beti benzi atmış bir ifade ile kana bulanmış pırasalara gözünü dikmiş, düğüm olmuş sanki ne gıkı çıkıyor ne de hareket edebiliyor. Bense elimden tezgâha, oradan zemine doğru süzülen kırmızılığa bakıp, temizlik için bakkaldan çamaşır suyu istememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu pisliği ancak çamaşır suyu paklar. Sevmem kiri pası, her yer düzenli, mum gibi, şıkır şıkır olmalı. Ne de olsa evin düzeni, temizliği kadının namusu sayılır!

Cayır cayır çalan kapının ziliyle ikimiz de kendimize geliyoruz!

Git aç şu kapıyı, parmağım koptu görmüyor musun? diye bağırıyorum Reha’ya

Tepki vermediğini görünce, alıveriyorum tezgâha bıraktığım bıçağı elime, panik oluyor, gözleri fal taşı gibi açılıyor, bir iki yutkunuyor sonra sarsak hareketlerle koridora doğru yürümeye başlıyor. Kapının açılmasının hemen ardından, karşı komşunun sesi evin içinde çınlamaya başlıyor.

Reha’cığım mis gibi tarhana çorbası yaptım. Size de getirmeden boğazımdan geçmedi vallahi.

Teşekkürler Hediye abla.

Candan nerede, yok mu?

Mutfakta pırasa doğruyordu…

Salak! “Karım benim yüzümden harakiri yaptı” diyeceğine halen daha yok pırasaymış, mutfakmış eveleyip geveliyor. Nerden buldum, nasıl âşık oldum bu gerzeğe?  Allah’ım ya!

Tam pırasaları evin en keskin bıçağıyla doğrarken dibimde bitip, “Candan ben senden boşanmak istiyorum. Başkasına âşık oldum” dediğinde iyi o bıçağı koca göbeğine sokup, şöyle bir karıştırmadım! Reha efendi günlerini, babasından kalma tüpçü dükkanında oturup patronluk taslayarak geçirirken boş durmamış, evlere tüp servisiyle birlikte başka şey servisi de yapmış meğer!

Tüm bu düşünceler aklımda akıp giderken, Hediye hanımın cırtlak sesi ile kendime geliyorum.

Ayol yemek bu saate bırakılır mı?

Kendini beğenmiş, kasıntı tavırlarıyla beni sinir eden, ukala kocamın davudi tonda cevap verdiğini duyuyorum.

Yaaa ben de tam onu dediydim zaten.

Candaaaaan, tembel teneke. Kapı gibi kocacığının yemeğini bu saate mi bıraktın kız?

Sesler kulaklarımda uğuldamaya başlıyor. Aniden kan fışkıran yarı kopuk parmağımı sol avucuma koyup çıkıveriyorum koridora. Beyaz yer karolarının üstünde farklı büyüklüklerde kan kırmızı puantiyeler bırakarak sokak kapısına geliyor, dikiliyorum Reha ile Hediye’nin karşısına!

Hediye abla, parmağım koptu, sen de yorgan iğnesi vardır, dikiversen ne makbule geçer.

Koca memeli yer cücesi gördüğü manzara karşısında önce gözlerini açıyor, sonra yumuyor, ağzının içinde, “Ay kandan korkarım, tutar beni…” gibi bir şeyler geveleyip ardından elindeki kâse ile birlikte koridorun zeminine çakılıveriyor. Düşmenin şiddetiyle birlikte sertçe yere vurduğu kafasından kanlar sızmaya başlarken, beyaz mermer üzerinde, tarhana çorbasına karışan kızıllığa bakıp iç geçiriyorum! Dilini de mi ısırmış ne, ağzının içinden koca bir et parçası biçimsiz dudaklarının arasından dışarı sarkıyor.

Öldü kadın Allah’ım.  Öldüüüüü,  diye haykırıyor Reha

Sus be ne ölmesi. Elini ağzına sok, çıkart dilini dışarı. Isırıp boğulacak yoksa.! diyorum.

Ama salak kocam sözümü dinlemiyor. Sanırsınız Okmeydanı İlkyardım’ın acil servisindeyiz. Kan, revan diz boyu… Ben acilin şefi edasıyla, ne yapacağını bilmeyen yeni yetme doktor kocama neyi nasıl yapması gerektiğini tüm soğukkanlılığımla anlatsam da adamın bir şey duyduğu yok, karşımda dövünüp duruyor. Bağrışmalarımıza konu komşu hücum ediyor, ambulans, hastane derken işlerin çığırından çıkıp buralara geleceğini tahmin dahi etmiyorum.

*******

Tüm bunların olduğu o soğuk kış gecesinden bugüne sekiz ay geçti. Hediye hanım sizlere ömür! Ani çarpmanın neden olduğu beyin travması yetmezmiş gibi bir de o koca dilini ısırdığından uzun süre soluksuz kalıp boğulup mevta olmuş meraklı teneke. Az da yemeğini yememiştik rahmetlinin. Benim parmak dikildi, ama artık bükülmüyor, acemi bir doktorun eline düştüğümden geriye şekilsiz zik zaklı bir iz kaldı. Arada gözüm yamuk parmağıma takıldığında,  tadım tuzum kaçıyor. Ölüm olayı benim evimde, üstelik de şaibeli bir şekilde gerçekleştiğinden hakkımda kamu davası açıldı. Bu yetmezmiş gibi bir de üstüne çocukları şikayetçi oldu... Salak Reha da aleyhimde zırvalayınca kendimi hapiste buluverdim.  Hiç anlamadım nasıl olduğunu valla. Keşke okuyup avukat olsaydım. Havalı havalı cüppemi giyer kendi kendimi savunurdum ne güzel.

Mühim insanların olduğu bir koğuşa düştüm, hepsi bilmiş, hepsi gözlüklü. Konuşurken sürekli anlamadığım kelimeler kullanıyorlar. Üniversitede hocalık yapıyorlarmış. Bok yoluna girmişler içeri.  Devlet babanın işlediği bir suça ortak olmamak için toplaşıp, imzalamamaları gereken bir bildiriyi mi imzalamışlar ne. Bir de kendilerine afili bir isim koymuşlar ama ne fayda.

Koğuşa gelir gelmez, doğal olarak düzen intizam konularıyla birlikte mutfak idaresini hemen kendime bağladım. Kimse ses etmedi. Edecek halleri de yoktu zaten! Okuyup yazmaktan öte bir şeyden anlamayan tipler hepsi. Kadın dediğin bir düğme dikemez mi ya. Allah sizi inandırsın bilmiyorlar. Kapı gibi diplomalarını duvarlarına asıp, koca koca üniversitelerde hoca olmuşlar, memlekete insan yetiştirmişler ama yanlış şey düşündüklerine inanan devlet baba akıllansınlar diye bunları atıvermiş hapishane köşesine. Niye buradasınız diye sorduğumda, hepsinin verdiği cevap aynı!  “Düşüncelerimizden ötürü”. Sıkıcı, siyah beyaz filmler kıvamında bir cevap. Ama benim hikayem öyle mi. Reyting rekorları kıran dizilere taş çıkartacak kadar renkli, heyecanlı, atraksiyonlu! İhanet, ihtiras, aşk, kan, ölüm falan var içinde. Anlatınca bir ilgi çekiyor, ah vah falan deniyor, iki çift laf ediliyor üzerine.

Ortama çabuk adapte oldum. Üstelik kısa sürede epey bir namım yürüdü. Bizim koğuşun mutfağı, demlediğim çay, yaptığım temizlik herkesin diline düştü. Havalandırmaya çıktığımda komşu koğuştakilerden transfer teklifi aldığım bile oldu vallahi. Üstelik bir gün işime yarayacağı aklımdan geçmeyen, gençliğimden kalma bir özelliğim sayesinde de eni konu ünlü biri olup çıkıverdim. Genç kızlığımdan beri almadığım, okumadığım beyaz dizi romanı yoktur. Hepsini okumakla kalmaz, bugün gibi konusunu, hikayesini de hatırlarım. Tuhaf bir hafızam varmış. Çiğdem hoca öyle diyor. Süslü kelimelerle, en güzel detayına kadar anlatıyorum, birbirinden renkli, ateşli aşk hikayelerini. Anlatırken de hikâyenin içinde yaşıyorum, başkahramanı kendimmiş gibi içim bir hoş oluyor.

Zaman geçip de bu özelliğim herkesler tarafından bilinir olunca, akşamları ışıklar söndükten sonra, elime sazı ben alır oldum. Uykum gelip, arkası yarın yeter bu akşamlık desem de nafile, koğuştakilerin ısrarı bitmez… Canları erkek çekiyor gariplerin zahir. Hem zaten bakmayın böyle şikâyet ettiğime, bu durum çok hoşuma gidiyor. Anlattıkça anlatıyorum; takipçilerimin karşısına her defasında daha bir güzel, heyecanlı ve ateşli aşklarla çıkıyorum. Yaratıcı bir tarafım olduğunu hep içimde hissederdim; kaderde otuz yaşımdan sonra hapishanede de olsa ünlü olmak varmış!

Bizim koğuşun en uyanığı Defne Hoca. “Kollarına Geri Al” hikayesini anlattığım akşam, sen çaktırmadan sesimi bir güzel kaydet, sonra cd’lerde çoğaltıp öbür koğuştakilere sat. Geldi bu yanıma, elinde 100 lira. Al bu senin dedi. Ne kız bu dedim. Böyleyken böyle diye anlatmaya başladı. CD başına 5 TL. Kapanın elinde kalıyor kayıtlarım. O günden beri de kaydet, çoğalt, sat stratejisi ile ilerliyor, sürümden kazanıyoruz. Menajerim koskoca bir ekonomi profesörü. Benim sırtım yere gelmez. Vallahi elim para gördü, rahata erdim.

********

Hapisten çıkalı dokuz ay oldu. Çok dinlenen bir radyoda “Arkası Yarın Aşklar” isimli program yapıyorum. Dayıyorum damardan beyaz dizi hikayelerini. Her programda bir öykü. Millet yaşayamadığı tutkulu aşkları benim sesimden dinliyor; yarım saat de olsa bambaşka bir aleme dalıyor. Akşam on bir ile on bir buçuk arasında buluşuyorum dinleyicilerimle. En sıkı takipçilerim taksi şoförleri ile gece çalışan emekçilermiş, ağzını yaya yaya, uzun uzun anlatıyor bizim radyonun bilmiş reklam satışçısı.

Oturup kalkıp koğuş arkadaşlarıma dua ediyorum. İnkâr edemem, buralara onların sayesinde geldim. Ben daha tahliye olmadan haber saldılar dışarıya, demo kasetlerimi falan gönderdiler, mezun ettikleri önemli öğrencileri aracılığıyla iyi bir radyoda şıp diye iş buluverdim. Önceleri azıcık tutuktum ama artık dilim çözüldü. Radyonun müdürü böyle giderse canlı telefonlar alırız yayına diyor. Geçenlerde hikayemi öğrenen bir gazeteci düştü peşime. Röportaj yapacakmış. Menajerime sormadan cevap veremem dedim. Görüşte Defne hocaya anlattım, henüz hazır değilsin biraz daha zamana bırakalım dedi. Tabi haliyle sözünü dinledim. Ne de olsa her ünlünün arkasında iyi bir menajer vardır.

Reha ile yaşadığımız o uğursuz sokağa bir daha geri dönmedim. Cihangir’de ev tuttum kendime. Malum sanatçı kısmının oturacağı semtler belli. Başka yerlerde bizim gibiler rahat edemez. Gerçi ev rutubetli azıcık. Zemin kat. Ne yapayım param ancak buna yetti. Yine de idare ediyorum. Apartmandan çıktım mı semtimizin en renkli caddesindeyim. Geçenlerde bindiğim taksinin şoförü beni sesimden tanıdı, bir hoşuma gitti ki anlatamam.

Şimdi programıma sponsor olmak isteyenler var. Ayıptır söylemesi bir prezervatif markasıymış. Benim aracılığımla, sağlıklı cinselliği ve doğum kontrolünü esprili bir dille anlatmayı hedefliyorlarmış. Yabancı, çok tanınmış bir şirket diyor bizim müdür. Beni reklam filmlerinde de oynatmak istiyorlarmış ama senaryoyu okumadan, şartlarını öğrenmeden sözleşme falan imzalamam, tekliflerini kabul etmem dedim. Öyle anlamadığım kağıtlara cart diye imza atacak göz var mı bende hiç! 

Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun