Libidinal Kurgular, Kurgusal Arzular Çağı: “Yaman” Çelişki

Libidinal Kurgular, Kurgusal Arzular Çağı: “Yaman” Çelişki

Son yıllarda yükselişe geçen ve hemen her kültür ürününde kendine yer bulan bir erkek tipi var: Kaslı, “aşşşşırı yakışıklı”, sert, içe kapanık, aşkını sevgisini belli etmeyen ve tam da belli etmediği için kadınlar tarafından çekici bulunan zengin iş adamı. Bu tip, özellikle yaz dizilerinde mutlaka karşımıza çıkar. Sakar, heyecanlı, şaşkın bir genç kadın bu tipin asistanı olur; henüz “gözü açılmamış” bu genç kadını fark eden kaslı erkeğimiz hemen bu kızı gözüne kestirir, ama hislerini de belli etmez. Derken bitmeyen bir “cinsel gerilim” silsilesi başlar. Adamın üstüne kahve dökülür, adam gömleğini çıkarır, kaslarını görürüz. E tabii bizim “gözü açılmamış” genç asistan da görür, gözü gönlü açılır. Bir şekilde havuz kenarında bir parti vardır, bizim kaslı adamla şaşkın kız havuza düşerler ve evet, adamın kaslarını yine görürüz. Bu böyle bir sezon devam eder. Gören memnun, görülen memnun… 

Bu erkek “gerçekten” var mı, bu erkeğe sokakta rastlayabiliyor muyuz; bu soruların cevabının evet olduğunu geç fark ettim ne yazık ki. Ortalık “kaslı içe kapanık sert adam”lardan geçilmiyormuş meğer. Zenginlikleri başka bir konu, oraya hiç girmeyeceğim. Gerçek hayattakiler bir yana, bu erkek tipini canlandıran oyuncular da çoğalıyor doğal olarak. Birbirine benzer, kaslı yakışıklı adamlar, hep aynı rolü oynamak üzere dizi setlerinde boy gösteriyor. 

Son birkaç yıldır bu tarz yaz dizilerinin en gözde “kaslı erkek”lerinden biri Can Yaman oldu şüphesiz. Öyle ki ünü yurt dışına yayıldı, İtalyalarda çığlık çığlığa bağıran genç kızlardan oluşan bir hayran kitlesi (?) oluştu, sosyal medyada durmadan bu videolara denk gelir olduk. [Aramızda kalsın, bu kitlenin para verilerek toplandığını ve o çığlıkların neredeyse bir koreografi olduğunu gösteren videolar da görmedik değil.] E ne var bunda? Ne güzel, bir oyuncumuz böyle ulus-aşırı bir başarı göstermiş, beğeni toplamış, sevinir geçeriz tabii. Geçeriz de bu yaman erkek her gün başka bir “tartışmalı” açıklama yapmasa…

En son sosyal medya tartışması, yine Can Yaman’ın “sansasyonel” bir açıklaması üzerine döndü. Efendim, kendisi diyor ki başrol oyuncularının libidosu yüksek olmalıymış, seyirci “Bunlar gerçekten sevişiyor mu, sevişmiyor mu?” diye sormalıymış, yoksa o dizi tutmazmış. Nitekim önceki dizisi, tam da başroldeki kadın oyuncuyla (Selen Soyder) aralarında böyle bir çekim olmadığı için tutmamış. “Selen Soyder’in libidosu düşük diye problem yaşa[mış]” yaman erkek. 

Peki oyunculuk böyle bir şey mi? Yani bir oyuncu, cinsel çekim duymadığı birine cinsel çekim duyuyormuş gibi yapamaz mı? Zaten işin “oyun”culuk kısmı burası değil mi? Selen Soyder’in libidosu düşük mü? Düşükse de bu bizi ilgilendirir mi? Bütün diziler aynı senaryoyu yeniden ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor, her dizideki “şaşkın kız” bu kaslı adam karşısında eriyip bitiyor diye o genç kadını canlandıran kadın oyuncunun da eriyip bitmesi mi lazım? Aksi takdirde seyirci bunu anlar mı? Anlarsa izlemez mi? Yoksa bütün bunlar kötü oyunculuğu maskelemenin süslü -ve bir o kadar da garip- yolları mı? Bu soruları ben cevaplamayacağım, öyle ortada dursunlar.

Sosyal medya, gerçeklik algımızda çok büyük değişimler yarattı. Post-truth çağı diye boşuna demiyorlar. Ama sadece bunu yapmadı bence. Gerçekle kurgu, rolle hakiki duygular, “oyun”la gündelik hayat birbirine geçti. Artık bir düğün fotoğrafı, hatta iki sevgilinin öylesine çekildiği bir fotoğraf bile arkasında “büyük emek, geniş bir set” varmış gibi kurgulanıyor. O dizilerde ne varsa aynısını Instagram “hikâyesi”ne eklemek istiyor insanlar. Yanak yanağa gülümserken çekilen bir fotoğraf için elli tane açı, ışık, filtre denemesi yapıp o estetik ambiyans yakalanmadan bırakılmıyor. Herkes oyuncu, her yer set, her şey dekor. Böyle bir ortamda oyuncular da yaşadıklarının gerçek olduğunu düşünüyor herhalde. Öyle ya, gerçek hayatta “libido” var, ama “poz” da var. Dizi setinde de “poz” varsa, libido da olmalı. 

“Demet Özdemir’le 20. bölümde sevgili olduk” diyen Can Yaman, bu mantıkla her oynadığı dizideki başrol kadınla, malum yüksek olması gereken libido nedeniyle herhalde sevgili olmayı planlıyor. Gerçek nerede başlar, kurgu nerede biter bilmediğimiz bu distopik çağa çok uygun bir “oyuncu” bence. Ama keşke karşısındaki insanların “kurgu” değil de gerçekten iradeli varlıklar olduğunu arada bir hatırlasa. Belki böylece Selen Soyder’in libidosu hakkında yorum yapmadan önce bir durup “Ay doğru, o benim gerçekten sevgilim değildi, sevgilim-miş gibi yapacaktık” demeyi akıl edebilir, ne dersiniz? 

Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun