Mağdur Babalar Matinesi: Bir Evlilik Hikâyesi

Mağdur Babalar Matinesi: Bir Evlilik Hikâyesi

*Uyarı: Bu yazı, Marriage Story adlı filmle ilgili bilgiler içerir.

Son birkaç gündür sosyal medyada herkes Marriage Story (Evlilik Hikâyesi) filminden bahsediyor. Övenler, yerenler, abartanlar… El mahkûm, izlemek zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Böyle bir etkisi var sosyal medyanın gerçekten; “kültür” dayatıyor. Yine de bu dayatılan kültürden bahsedecek ve yönetmenliğini Noah Baumbach’ın yaptığı, başrollerinde Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın oynadığı, oyuncu bir kadın ve yönetmen eşinin boşanma sürecini anlatan bu “evlilik hikâyesi” üzerine birkaç söz edeceğim.

Konu “hikâye” olunca kimin anlattığı, bazen ne anlatıldığından daha önemli olabiliyor. Nitekim aslında bir boşanma sürecini anlatan bu evlilik hikâyesi, her ne kadar yönetmen aksini yapmaya çalıştıysa da bir erkek tarafından anlatılıyor. Kim bu erkek? Aslında 80 sonrası, feminizmin kazanımlarıyla yüzleşmiş “yeni” liberal dünyada ortaya çıkan; konfor alanını kaybetme endişesiyle saldırganlaşan ama bir yandan da “pro-feminist” entelektüel kimliğinden ödün vermemeye çalışan o “yeni adam”.

Filmin başı ve sonu, çiftin birbiriyle ilgili bütün olumlu düşüncelerini öyle bir vurguluyor ki aslında evliliği boyunca sistematik şiddete maruz kalan bir kadının boşanma sürecini, “yırtık” avukatların kariyer hırsı olarak görmemiz işten değil. Sistematik şiddetten kastım fiziksel şiddet değil. Kadın, filmin başında avukatıyla daha ilk konuşmasında çok önemli bir şey söylüyor: “Bütün sorunlar evliliğin daha en başında zaten oradaydı”. Daha en başında kadın, kendi kariyeri için çizdiği rotaya “genç, güzel aktrist” olan karısını da dâhil ederek kafasındaki sahneyi tamamlayan yönetmenin hayatına “iliştiğini”, onun planının bir parçası olduğunu biliyordu. Onun evine, onun şehrine, onun hayatına “taşınmıştı”. Evlerinin dekorasyonuna bile kendi karar vermemişti. Ama aşk varsa bunların ne önemi vardı ki? Böylelikle kendi isteklerinden, kariyerinden, arzularından ve hatta kişiliğinden yavaş yavaş vazgeçmiş, öyle ki kocasının silik bir kopyası haline gelmişti. 

Adam bunların farkında bile değildi, olamazdı da. “Bencilliğinle öyle birleşmişsin ki artık bencilliğini bencillik olarak tanımlayamıyorsun bile”. Kendi isteklerini “anlaşma”, eşinin istekleriniyse “öylesine lafı geçmişti” diyerek tanımlayan bu adamı hepimiz tanıyoruz. Peki kadın? Kadın aslında çok tanıdık değil. Boşanma sürecinde adam gitgide küçülürken kadın güçleniyor, hayat doluyor ve bir anda “yönetmen” koltuğuna oturup ödüle aday oluyor. Oysa daha dün açıklanan Golden Globe adayları arasında, Fleebag, Little Women, When They See Us, Hustlers gibi birçok şahane dizi ortaya koyan kadın yönetmen ve senaristlere rağmen tek bir kadın aday bulunmuyor. Yani 30’unu geçmiş, yeni boşanmış, o zamana kadar kariyerini anneliği ve kocasının istekleri için arkada bırakmış bir kadını dünyanın kollarını açıp beklediğini söylemek çok da gerçekçi değil.

Bir evlilikte her iki taraf da sanatçı olunca genellikle kadının sanatçılığının ya gölgede kaldığını ya da tamamen silinip gittiğini birçok ünlü çiftten biliyoruz. Filmde Nicole bir yerde, kocasının sanatına yaptığı katkıyı birkaç kelimeyle, belki kendi de çok fark etmeden şöyle geçiştiriyor: “O kadar zeki ve yaratıcıydı ki sorun etmedim. Evde baş başayken ona bazı şeyler söylerdim ve söylediklerim, sanatı vasıtasıyla toplum önüne çıkardı, bu bir süre yeterli geldi”. Aklıma, edebiyat dünyasının en ilgi çekici çiftlerinden Zelda ve Scott Fitzgerald geldi. Scott Fitzgerald’ın, Zelda’nın günlük konuşmalarından cümleleri sık sık romanlarında kullandığı ve Zelda’nın bununla ilgili yarı alaycı iğnelemelerinin olduğu hep konuşulur. Sonunda Zelda tımarhaneye yatarken Scott’ın zamanı aşan birçok eserinin olması, acaba Zelda’nın Scott kadar yetenekli olmamasıyla mı alakalıydı? Yoksa tarih boyunca eşlerinin zihinlerinden beslenen ve bunu itiraf etmek için fazla “erkek” olan sanatçılar, yavaş yavaş kadınları tarihten silmiş olabilirler mi? Tıpkı Charlie’nin Nicole’e yaptığı gibi.

Evlilik Hikâyesi, bir evliliğin anatomisini çok gerçekçi şekilde çizerken boşanma sürecini de boşanma sonrasını da o “konfor alanını kaybeden erkek” gözünden bakmadan anlatamadığı için tıpkı “nafaka mağduriyeti” gibi sentetik bir kaybeden hikâyesine dönüşüyor. Yine de kadınların seslerini ve sözlerini duyabildiğimiz noktalarda güçlenerek çıkmak da mümkün. Mağdur erkek tuzağına düşmeden izleyin derim. 

Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun