Karantina Bana Ne Öğretti?


Kaotik, bilinmeyen ve olağan dışı tüm süreçler insana bir öğreti sunar.

Zorlu bir hastalık evresi, iflas, göç etme, eşten ayrılma, canciğer olunan birini kaybetme gibi vakaları idrak eden kişi, zifirin en dibini gördükten sonra şafağın alacasında belini doğrultmaya, yaşadıklarını sindirmeye uğraşır.

İki aydır yaşadığımız karantinada, -şayet bir yakınınızı kaybetmediyseniz-, bolca düşünecek vakit kazanmış ve o “zifiri karanlık” çökmeden bazı aydınlanmalar yaşamış olabilirsiniz.

Ben de türlü mecralarda “özünüze dönün, dinginleşin, sakinleşin” temalı yazılar okuyunca, kapattığım duyargalarımı hafiften aralamak mecburiyetinde hissettim.

Salgın bana neleri öğretti?

* 17. Yüzyılda Venedik’e yanaşan gemilerin, hastalık geçmesin diye 40 gün limanda bekletildiğini ve karantina kelimesinin İtalyanca “kırk” anlamına gelen “quaranta”dan türediğini * İster yemyeşil çimenler üzerinde yoga yapsın, ister Semazen olup huşu içinde ibadet etsin, isterse rakı şişesinde balık olup kendinden geçsin; ‘mutsuzluğa bağımlı’ insanın, her ahval ve şeraitte mutsuz olacağını. * Ölümün ve sevdiklerimizi kaybetmenin hâlâ en büyük korkumuz olduğunu * Evi paylaştığın kişilerin seni vezir ya da rezil ed..

Devamını Oku  

KARANTİNA BANA NE ÖĞRETTİ?


Temas, temas, temas… İnsanın en temel ihtiyacı. Karanlık bir odada gözlerimiz açsak ilk yapacağımız şey, ellerimizle etrafa dokunmaya çalışmak. Parmak uçlarımız sihirli bizim. Parmak uçlarımızda yaşam enerjimiz. Minicik bir dokunuş yetiyor iki aşık insanı diyar diyar gezdirmeye… Sarılmak desen, en güçlü sakinleştirici. Sözün bittiği yerde sarılmak girer devreye. Hem öyle bir girer ki acın hafifler, mutluluğun coşar. Öylesi bir güç; sana hizmet edeni büyüten, hizmet etmeyeni azaltan. Ve bir gün dediler ki bize; “Sarılma. Dokunma. Konuşma.” Maskelerin ardına saklandı yüzler, eldivenlerin içine hapsoldu eller. Hepimiz birbirimizden kaçar olduk, maskelerin dışında kalan gözlerimiz şüpheyle, korkuyla bakar oldu birbirimize. “Sosyal mesafe” denildi adına ama aslında kocaman bir “fiziksel mesafe” girdi aramıza. En temel ihtiyacımız öylece, birden bire, aniden, hiç aklımızda yokken alınıverdi elimizden. Zamanında sarılamadıklarımıza üzülür olduk, zamanında burun kıvırarak kapısını açtığımız büyüklerin kokusu o kıvrılmış burunlarımızda tüter oldu. Kim bilir, belki de değerlerini anladık. Samimi itirafımdır, ben yoğun olduğum dönemlerde ilk sevdiklerime ayırdığım zamanlardan çalardım. Karantinada anladım ki sevdiklerimle zaman kumbaram çok d..

Devamını Oku  

Karantina Bana Ne Öğretti?


Karantinanın kaçınılmaz yalnızlığı, birçok yalnızla beni başka bir dünyada buluşturuyor. Hepimizin katılmak zorunda kaldığı bir davet gibi. Fakat burada samimiyet de var. Pijamalı, şortlu, pofuduk terlikli filan gelinmiş. Bir “tespit etme” çabasıdır gidiyor. Özgürlüğün kıymetinden, doğanın nefes almasına kadar birçok konuyu ele alıyoruz. Kullandığımız dilin yer yer değiştiğini fark ediyoruz. Örneğin düne kadar hakaret için kullanılırdı ya, “aç köpekler” diye bağırılırdı. Bu kez ne yazık ki gerçekten aç kalıyor köpekler.         Karantina davetinde bu hissettiklerimi, doğrusu kitap okurken de hissederim. Bazı paragraflardan sonra düşünürüm. Kim bilir kaç kişi bu satırları okudu? Kim bilir kaç kişi benim hissettiklerimi hissetti? O halde kim bilir kaç kişiyle birbirimize bakıp düşündük? Diye.  Davet renkli geçiyor. Zaman zaman sağlık çalışanlarını alkışlıyoruz. “Tanrım” diyorum, “Ne kıymetli insanlar”. Sonra da yemek yemeğe devam ediyorum.   Bir yandan da dışarıdaki yalnızlara karşı bir mahcubiyet hissediyorum. Güzel havayı kaçırdığıma hayıflandığım bir gün, pencereden baktığımda gördüğüm yalnızca boş yollar, şaşkın binalar, huzurlu ağaçlar filan değil. Hemen orada biri daha var...

Devamını Oku  

Bu Korona Bize Ne Öğretti?


Çok şey!

Mesela şey, söylemesi ayıptır, yani nasıl desem, affedersiniz... Kaba et korkusu!

Eve kapanmak, kulağınızı kesen ve pis kokan maskeleri takmadan sokağa çıkmamak! Aileden uzak kalmak, önemli ve önemsizleri ayırt edebilmek... Unuttuğumuz ne çok değer varmış!

‘’Abi bekle hemen çıkıyorum’’, ‘’Çok özlemişim’’, ‘’Öpüjem’’, ‘’Doyamadım, bir defa daha öpüjem’’, ‘’Meyhanede bir tane parlatalım’’, ‘’Parti yapalım’’ filan. Bu liste uzar da uzar. Bitti! Bunlar artık yok!

Saçları lüle lüle fönlü, full makyajlı, dip boyaları kusursuz, son model kıyafetli kadınların her birinin yüzü farklıydı son gördüğümde. Sarışını, esmeri, kumralı, kızılı, hatta ıspanak renklisi bile vardı çok değil bundan iki ay önce.  Şimdi ise tercih edilen ya tek renk gümüş ya da diplerde gümüş, üstlerde ise mutedil renkler. Artık Allah bir zamanlar ne verdiyse!

Yüzlerde mimikler de daha belirgin oldu! Karşımdaki Resim Heykel Müzesine eklenen son bir sanat eseri mi yoksa tanıdık mı? Ayırt etmek kolaylaştı. Bir de bunun üstüne maske son trendler arasında girdi. (Aklıma Louis Vuitton için tototlarını yırtan ..

Devamını Oku  
/ 22       
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun