HAYATA KISA BİR MOLA


Bu döneme olan bakış açımızı değiştirip bir azıcık da olsa bilinçaltımızı beynimizi rahatlatmaya ne dersiniz? 

Bu döneme, ‘mola’ gibi baksak bu hayatımızda neler oluştururdu?

Yani tatil, karantina, zorunluluk ya da dışardaki virüsten kaçıp eve saklanmak gibi değil de mola vermek, hayata bir mola...

Okuldaki öğrencilerin derste konsantrasyonu dağılır diye teneffüs yapmaları gibi ya da çalışanların öğle arası, çayı molasına çıkmaları gibi, koşu yaparken yorulup bir anda tempolu yürüyüşe geçmek gibi...

Bu dönemi, bir mola gibi görün, hızlı akan hayatınıza bir mola...  Ama ‘Buna ben karar vermedim’ diyebilirsin. Okuldayken teneffüs vaktine de biz karar vermiyoruz, ihtiyacımızın olduğu düşünülerek bu oluşuyor ve zamanla uyumlanıyoruz. Eğer izin verirsen, rahat bırakırsan bedenin, zihnin bu duruma da uyumlanacak. Daha iyi bir sen, daha iyi bir dünya için bir nefes alma molası... Sağlık Bakanlığının uygun gördüğü tüm gerekli önemleri aldıktan sonra bu süreci nasıl geçirmen gerektiği sana kalmış... Aynı ders araları gibi... 

Okulda bazen öğrencilere bakardım. Bazıları kahve içer, yemek yer, bazıları kitap okuyup ders çalışır, bazıları uyur, bazıları video izler, bazıları arkadaşla..

Devamını Oku  

Anneme Yazı...


Annem,

Seni varoluşumun bilinçli düzeyinin ilk anlarından bu yana yargıladım. Hiç olumlu bir duygu veya düşünce beslemeyi denemedim. Çünkü öfkeliydim. Nasıl olur da bir anne henüz birkaç günlük bebeğini hiç düşünmeden, ona duyduğu sevgiden güç almadan bu dünyadan göçüp gitmeyi arzu edebilirdi? Üstelik hastaneden eve gelişi birkaç gün olmuşken sırf kendi bunalımlarının içinde kaybolduğu için bunu denemeye kalkardı? Bunu nasıl kabullenebilirdim? Nasıl affedebilirdim?

Hayatım bunu sorgulamakla geçti.

Henüz ben senin prensesin olamamışken dört yıl sonra güle oynaya bir de kardeş getirdin bana.

Fark ettim ki, yıllar boyunca beklemişim "seni bırakmak istememiştim, hataydı" demeni, özür dilemeni. Tüm bu beklentiler içeride derinlerde beni yıpratmış, senden uzaklaştırmış, aramıza mesafe koymuş meğer.

Ben o küçük kızın bünyesinden çıkamamıştım, o terk edilme acısıyla beslenmiş, o acıyı her konuya bahane etmiştim. Bunların bilincine varmak yıllarımı aldı.

Bir gün uyandığımda annemi anladım. Onun çaresizliklerini hissettim. İçimdeki o acıyı hoşgörüye dönüştürdüm. Önce o terk edilmiş küçük kızı bağrıma bastım. Onu sevmeyi ..

Devamını Oku  

COVİD-19 GÜNLERİNDE SOSYAL MEDYA


İnsanlığın kendini karantinaya aldığı ve izole hayatlar sürdüğümüz bugünlerde sosyal medya, yalnızlığımızı paylaştığımız bir araç haline geldi. Sosyal mesafe kuralındaki uzaklığımız bizi sosyal medyayla daha da yakınlaştırdı. İnsanlar ev yaşantılarını story paylaşımlarıyla anlık olarak sıkça sergilemeye başladı. Bu aralar sosyal medya hesaplarımızda gördüğümüz mutfakta fazlaca vakit geçirme ve yemekler pişirme, temizlik yapma, dezenfektan ve çamaşır suyu kullanımı, eldiven ve maske içerikli kurallar, kitap okuma, film izleme, virüse karşı nasıl önlemler aldığını gösterme gibi paylaşımlar sosyal medyaya daha çok bağlandığımızın göstergeleri. Sosyal medya kanallarının hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi ile birlikte özel hayatın mahremiyeti gibi kavramlar da bugünlerde biraz daha soyutlaştı. Çünkü insanlar sokakla temasını kesmek zorunda kalınca hem gündemi takip etmek, hem anlık paylaşımlara bakarak merak duygusunu gidermek, hem de keyifli vakit geçirerek gündemin yorucu yükünü biraz olsun hafifletmek için sosyal medyaya yöneldi ve aslında kültürümüzde mahrem alan olarak kabul edilen ev yaşantısından kesitleri sürekli paylaşmaya başladı. Bu sayede psikolojik olarak rahatlarken sosyolojik olarak yeni bir kültürel yapıya geçiş yapı..

Devamını Oku  

Dünyaya Doğmayan Çocuğa


Dünyayı, olduğundan da fazla büyütme çabasındaydı insan. Hâlbuki gerektiği kadar büyüktü. Şimdi bu çabanın kötü bir özeti; insan gözünün göremeyeceği küçüklükte bir tehdit olarak gösterdi kendini. Eskiye döndüremediğimiz bu gereksiz çabanın eserinin korkusuyla evlere kapattık kendimizi. Genişletmek istediğimiz o dünyaya şimdi sadece balkon korkuluklarının ardından bakabiliyoruz. Sözde sicilimiz temiz...

Ne baharın gelişini selamlayabiliyor ne de martılara simit atabiliyoruz. Her şeye rağmen yine de bazen doğa teselli ediyor bizi. En sadık dosttan daha da dost gibi; bir kuş uğruyor pencere kenarına. Güneş selam ediyor sabahları. Kediler şarkı söylüyor. Çiçekler kokusunu bırakıyor nefesimizin aroması olsun diye.

Biz ders alabildik mi bilmiyorum. Sanmıyorum. Zannediliyor ki şimdiye dek olagelen tüm savaşlar, felaketler, yalnızca tarih kitaplarından ezberlememiz gereken; topluca girdiğimiz sınavlarda, doğru şık olarak karşımıza çıkan bir seçenekten ibaret... Değilmiş işte. Kocaman bir dersmiş. Çaresizlikmiş. Şükürmüş. Duaymış. “İnsan, kendi açtığı kuyuya düşebilecek acizliktedir” demekmiş. Bazıları sonsuz hükümdar hisseder ya kendisini. Ona cevapmış.

Ektiğimizi biçtiğimiz gerçeğini atasözl..

Devamını Oku  
/ 22       
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun