Yeni Babil’in Eski Rolleri: İzleyici Buna “Düşer mi”?

Yeni Babil’in Eski Rolleri: İzleyici Buna “Düşer mi”?

“İrfan: Ekonomi profesörü, sevgi dolu bir baba. İdealist, zeki, vicdanlı, karizmatik, mütevazı.

Eda: İrfan’ın eşi. Tutkulu, entrikacı, iyi bir anne, iyi dost, tehlikeli düşman.

Süleyman: İş adamı, eski tefeci, aile babası. İlay’a aşık, eğitimsiz, hırslı, zeki, acımasız, güçlü.

İlay: Süleyman’ın sevgilisi, İrfan’ın eski aşkı. Çekici, sofistike, çok güzel, mesafeli.”

Toplumsal Cinsiyet 101 dersi örneklemi niteliğindeki bu cümleler, Star TV’de yayınlanmaya başlayan ve sosyal medyada büyük yankı uyandıran yeni dizi Babil’in yine sosyal medyada paylaşılmak üzere hazırlanmış afişlerinden alıntı. Dizi, Halit Ergenç, Aslı Enver, Ozan Güven, Mesut Akusta, Birce Akalay, Nur Fettahoğlu ve Beren Kasımoğulları gibi ünlü ve iyi oyuncu kadrosuyla dikkat çekerken haksız yere işinden edilen bir profesörün hem kendi için adalet hem de hasta oğlu için şifa arayışını konu ediniyor. Yani aslında televizyonda görmekten sıkıldığımız klişe senaryolardan farklı, oldukça ilginç bir hikâyeyi izleyiciyle buluşturuyor.  

Özgün Bir Hikâye, Klişelere Nasıl Feda Edilir?

Sürekli aynı konuları farklı ve her seferinde daha genç, daha “çekici” oyuncularla tekrar tekrar işleyen diziler, televizyonun eskisi kadar rağbet görmemesine, izleyicilerin blu.tv, Netflix gibi internet kanallarında alternatif hikâyeler peşinde koşmasına neden olmaya başladı. Kimileri geleneksel medyanın, televizyon ve gazetenin artık öldüğünü söylese de televizyon yine de çok geniş kesimlerin hayatında vazgeçilmez bir mecra olma konumunu koruyor.

Yine de beğenilen bir fikrin/projenin tekrarından ibaret birçok kopyanın kanalları doldurduğu bu gürültüde insanlar orijinal yapımların peşinde koşmaya devam ediyorlar. Nitekim Babil, hem güçlü oyuncu kadrosu hem de orijinal hikayesiyle izleyicinin dikkatini çekmeyi daha ilk fragman yayınlandığı andan itibaren başardı. Ancak bu özgün hikâye, sosyal medyada en klişe kadınlık ve erkeklik rollerini yeniden üreten tanıtım afişleriyle sunulunca, önüne konan her şeyi bilinçsizce tükettiği/tüketeceği varsayılan “kitle”lerin tepkisiyle karşılaştı. 

Kadına yönelik şiddetin günbegün arttığı, kadınların saygınlıklarının sürekli tehdit altında olduğu, üstelik kamusal alanda var olmak için her zamankinden çok çabaladıkları bu zamanda bir dizinin kadın karakterlerini “erkeğin eşi/sevgilisi/eski sevgilisi” olarak tanıtmak da şüphesiz bu cinsiyetçi kültürü besleyen bir adım oldu. Her şey bir yana; kadınları “entrikacı” kötü kadın ya da “çekici/çok güzel” iyi kadın olarak çizmenin hâlâ modası geçmedi mi? Sıkılmadık mı “erkeği kötülük yapmaya iten” asıl nedenin yine bir kadın olduğunu söyleyip duran bu klişe öğretiden? Erkekler profesör, iş adamı vs. olarak sunulurken kadınların onların eşi/sevgilisi olarak görünür olabildikleri bir kültür dünyasının bize söyleyecek “yeni” neyi olabilir?

“Eve Ekmek Götürmeye Çalışan” Adam vs. Entrikacı Kadın

İşin ilginç yanı, erkeklerin, uğradıkları haksızlıklar karşısında kötücülleşmesi, intikam almaya çalışmaları ya da bir şekilde sistemi “bozacak” bir yol bulmaları teşvik edilirken kadınların yaşadıkları olumsuzlukların kaynağı yine kadınlar olarak sunuluyor. Erkeğin her türlü etik dışı davranışına bir mazaret bulunabilirken, hatta hak verilirken kadınların aynı davranışları adalet arayışı değil “entrika” olarak temsil ediliyor.

Aslında buna yabancı yapımlardan da alışkınız. Mesela dünyaca ünlü Breaking Bad dizisinde baş erkek kahraman, kimya öğretmeni olmasına rağmen düşük ücretle çalışan bir öğretmendi ve kanser olduğunu öğrendikten sonra ailesine daha iyi bir gelecek bırakabilmek için illegal işlere girişmişti. İzleyiciler, kendisiyle özdeşleştikleri bu kahramanın sadece illegal değil, etik dışı da değerlendirilebilecek işlerini bir şekilde meşru görürken karısının kendisini aldattığını fark ettiklerinde yine sosyal medya üzerinden birçok olumsuz mesaj yazmışlardı. Öyle ki Skyler White, bir nefret objesi haline geldi. Adam uyuşturucu üretiyor, gangsterlerle iş yapıyor, daha çok para kazanmak için zehir satıyor; ama “evine ekmek götüren baba” olarak onu bağrına basan izleyici, kendisinden gitgide uzaklaşan ve “kirli işlere” bulaştığını fark ettiği eşini başkasıyla aldatan kadına müsamaha gösteremiyor. Evet, emekçi baba “kötü kadın”a karşı! 

Bu klişe olmadan özgün hikâyeler yazmak mümkün değil mi? Yoksa basitçe “izleyici bunu istiyor” deyip işin içinden çıkacak mıyız? İzleyici bunu istiyorsa sosyal medyadaki bu tanıtım afişlerine tepki gösteren kitle izleyiciden sayılmıyor mu? Yoksa tüm bunlar, klişenin kolaycılığına sığınmanın bir örtüsü mü? 

Babil, televizyonun klişe tuzağına düşmez de iyi işlenirse televizyona çok özgün, çok da ihtiyacımız olan bir yeni soluk getirebilir. Ama kadınları erkekler üzerinden tanımlayan, onlara erkeklerin yardımcısı ya da arkasından iş çeviren düşmanı rolünden ötesini biçemeyen o kısır döngüye düşerse izleyicilerin artık aynı pilavı bininci kere yiyeceklerini hiç sanmıyorum.

Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun