ABBAS

ABBAS

₺ 20 ₺ 14

Yazar: Haşmet Işıklı
Çevirmen:
ISBN: 978-605-65341-5-7
Sayfa Sayısı: 267
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tara Kitap

 

İstanbul’da plaza insanlarının sorunlarının ortasındaki bir psikiyatristin aşk, ölüm ve cinsellikle örülmüş fantastik romanı.

Oyalanmak kötüdür, yaşamaktır iyi olan. Canının istediğini, içinden geleni yaşamak. Ne engelse buna, onu bırakıp geçmek, yolların bittiğini görmek ve başka bir yol bulabilmek. Ölüm korkusu aslında hayat korkusu muydu acaba? Yaşamadan, yaşayamadan ölmek korkusu. Biliyor musun bedenler yaklaştığında, ruhlar eğer yabancıysa birbirine ve ani bir aşk yoksa ortada, acı çekmeye başlarlar. Bir çentik açılır onlarda, acıları sevişme sonrasında ortaya çıkar. Tekrar bir bedene yaklaşmakla çözeceğini sanırsın ama o acı geçmez. Hep bir ruh ararsın tanıdık ama bulamazsın. Aşk varsa başka tabii. Aşka inanır mısın?

Gece uyandım; oda karanlık, sokak lambalarının ışığı içeriye doğru hafifçe sızıyor. Her gece de olmaz ki diye söylenerek kalktım. Mesanem yine tuvalete gitmem konusunda bana uyarı veriyordu. Karanlıkta gözlüklerimi aradım, yalpalayarak koridora, oradan tuvalete yöneldim. Her zamanki gibi ışığı açmaya üşendim ve tam tuvaletin kapısına gelmiştim ki soldaki odada bir karaltı gördüm. Donup kaldığımı hatırlıyorum ama ne kadar öyle kaldığımı hatırlamıyorum. 

Odada resmen birisi oturuyordu! Ellerimle gözlerimi ovuşturmak istedim ama gözlüklerimin olduğunu unutmuşum. Gözlüklerimi çıkarıp bir daha baktım, evet doğruydu! Boğazıma bir yumru takıldı, nefes alamıyordum. Ağzım kurudu. Oldum olası korkağımdır ama bu durumda sanırım herkes korkardı. Ayaklarım uyuşmuş, mesanem iyice kasılmış bir halde öylece duruyordum. Karaltı hiç istifini bozmadan oturuyordu. Bana baktığını hissediyordum, ışığı yakmak istedim ama elim gitmedi. 

Karaltı hiç kıpırdamadan konuştu. “Merhaba, ben Abbas.” Sesim çıkmıyordu. 

“Sizi korkutmak istemezdim ama gece uyanacağınızı beklemiyordum doğrusu.” 

“Ben her gece tuvalete kalkarım da” dedim utanarak. Birden kendi evimde olduğumu ve bir yabancıya idrar durumum hakkında bilgi verdiğimi fark etmek beni az da olsa kendime getirdi. 

“Siz burada ne yapıyorsunuz? Hem siz kimsiniz ki?” dedim kısık bir sesle. 

“Ben sizinle dost olmak istiyorum.” 

Ses tonunu tanımlamak çok zordu. Ama gevşediğimi ve vücudumda kanın yeniden hareket etmeye başladığını hissettim. “Dost mu?” dedim. “Nasıl dost?” 

“Dost” dedi. “Sizin hiç dostunuz olmadı mı? Onun gibi dost işte!” 

“Benim dostlarım gece habersiz evime girmezler, hem siz nereden girdiniz ki?” dedim. 

“Dost nereden girdiğiyle mi belirlenir? Hem bunları sabah konuşuruz, sanırım tuvalete gidiyordunuz” dedi. 

“Evet” diye kekeledim. Komuta uyup uyuşmuş ayaklarımı sürüyerek tuvalete girdim, kendimi klozete bıraktım. Düşünemiyordum. Kafamın uyuşukluğu geçmemişti, keçe gibiydi. Uzun uzun, yavaş yavaş işedim. Kalktım, ellerimi yıkadım. Çıktığımda bütün bunların rüyamın devamı olduğundan emin, yatak odasına yöneldim. Ama yok, karaltı hâlâ oradaydı! 

“Gidip yatın isterseniz, yarın çok işiniz vardır” dedi o tatlı sesiyle. 

Sanki dinlemem gereken bir sesti bu. Gecenin içinden, kulaklarıma değil, doğrudan beynime gidiyordu. Yine komuta uydum, yatağa uzandım, gözlerimi kapadım ve uzun zamandır uyumadığım kadar derin bir uykuya daldım. Rüyamda hastaların her zaman anlattığı cinsten bir deniz kıyısında olduğumu gördüm. Suya ayağımı sokuyor ama soğuk diye bir türlü giremiyordum. Sonra yanıma sarı saçlı bir çocuk geldi. Elimden tuttu ve beni denize doğru götürdü. Aslında deniz sıcakmış. Gözleri ela, saçları sarı, bembeyaz tenli bir çocuk. Dört-beş yaşlarında bir erkek çocuğu. Denizin sıcaklığı çok hoşuma gitti. Çocuk kıyıda kaldı, ben suya daldım. Hissettiğim büyük bir sıcaklık ve huzurdu. Sonrasında bir koku ama deniz kokusu da değil, yosun kokusu da. Menemen kokuyor. Gözlerimi zar zor açtım, koku mutfaktan geliyordu. Kalktığımda gözlüklerimle uyuduğumu fark ettim. Gece yaşananlarsa tümden aklımdan çıkmıştı... 

Mutfağa yürüdüm; temiz yüzlü, kumral, dalgalı saçlı, uzun boylu, zayıf bir adam ocağın başındaydı. Tavada menemen, masada mükellef bir kahvaltı. 

“Sen?” dedim. 

“Evet ben. Dost olmuştuk gece. Yani ben öyle düşündüm en azından. Sınırsızlığımı hoşgörün ama bugün çok işiniz olur, iyi bir kahvaltı gerekir diye düşündüm” dedi. 

Şaşkınlığıma rağmen, içimden “Nerede o günler... Birkaç hasta uğrarsa uğrar; nevrotik kadınlar, belki birkaç eski hasta” diye geçirdim. 

Her şeyin kokusu ayrı ayrı burnuma geliyordu. Menemenin, reçelin, peynirin, tereyağının bile. Masaya oturdum, çok aç hissettim kendimi. Dün gece ne yediğimi bile hatırlamıyordum. 

“Bunlar dolapta yoktu ki nereden buldun?” diye sordum. “Alışverişe çıktım” dedi. 

“Bu saatte mi?” 

“Açık yerler bulunuyor.” 

Sorgulamadan menemeni silip süpürdüm. “Sen yemiyor musun?” diye sordum. 

“Yok” dedi. “Ben atıştırdım.” 

Çilek reçeli sanki yeni yapılmıştı. Kokusu üzerindeydi. Tereyağı, çocukken köyden gelen beze sarılı tereyağlarına, peynirse dağ köylerinden gelen keçi peynirine benziyor, domates yaz domatesi gibi kokuyordu. Oysa aralık ayındaydık. Soğutulmuş kirazaysa birşey diyemedim artık. 

“Haydi, siz işe gitmiyor musunuz?” diye sordu bana. Sanki ev arkadaşıydık ya da yanımda çalışıyordu. 

“Ama önce giyinmelisiniz” dedi ve beni gardrobun önüne götürdü. Kaşmir, bej rengi bir ceket, mavi balıkçı kazak ve blue jean çıkardı ve giymemi söyledi. 

“Bunları ilk kez görüyorum, benim değiller ki!” dedim. 

“Alışverişe çıktığımı söylememiş miydim?” dedi hafif alaycı bir gülümsemeyle. 

Giyindim. Sanki benim için dikilmişlerdi. “Saçını taramayacak mısın?” diye sordu. 

“Evet taramalıyım” dedim. Banyoya yöneldim ve gençken taradığım gibi sola taramak istedim. Hoş da oldu. 

Evden çıktığımızda kış güneşi, utangaç ışığıyla önüme düştü. Yürüdük beraberce. Ev ve muayenehane arası yürüme mesafesindeydi. Kıyafetten midir kahvaltıdan mı ne; kendimi dinç ve güvenli hissettim. Her zamanki gibi yere bakarak yürümüyor; başım dik, göğsüm önde, hızlı ve sert adımlarla yürüyordum. Birden aklıma geldi, Ben bu Abbas’ı görmüştüm, evet! İki gece önce o salaş lokantada karşımda yemek yiyordu. Çevremle çok ilgilenmem ama bakışları dikkatimi çekmişti. Sonra başka bir yerde daha görmüştüm ama hatırlayamadım. Oysa eskiden hafızam ne kadar kuvvetliydi, hiçbir şeyi unutmazdım. 

Her zamankinden daha kısa sürede muayenehaneye ulaştım. Muayenehanenin olduğu apartman 60’lı yıllardan kalma, eski ama makyajlı bir apartmandı. Kapıyı açıp girdim, apartmanın eski merdiven boşluğu kokusu her günkü gibi burnuma çarptı. Paspas, deterjan ve nem kokusu. 

Muayenehane zeminin iki kat altında, arka tarafta bir daireydi. Yine de kot farkından dolayı aydınlıktı. İçim sıkıldı, sanki yaşanan bu kadar yeniliğe karşı muayenehaneye geldiğimde de bir değişiklik göreceğimi ummuştum. Kapıyı çaldım, sekreter hanım beklediğimin aksine kapıyı hemen açtı. Yüzünde garip bir şaşkınlık ifadesi vardı. Şaşırdım, oysa her kapıyı açtığında yüzünde o meymenetsiz diye nitelendirilebilecek ifade ve duyarsızlık olur, zorla günaydın derdi. 

“Günaydın, Fikret Bey. Sabahtan beri telefonlar durmuyor. İki aylık randevumuz doldu bir anda.” 

Şaşırdım ama Abbas’ın “İşiniz çoktur sizin” dediğini anımsayarak gülümsedim. Gittim sekreterin masasına oturdum. “Bana bir kahve yapar mısın?” dedim. 

Eşyalar muayenehane açıldığından beri değişmemişti. Kaç yıl olmuştu kim bilir... Eski deri koltukların üzerinde, yer yer dökülmüş kısımlar seçiliyordu. Yerde eski parke, yıkana yıkana solmuş sararmaya yüz tutmuş perdeler. “Bu kızı niye işten çıkarmadım, güleryüzlü birini almadım, ne üşengecim” diye düşündüm kendime yine şaşırarak... 

Dün geceden beri şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyor ama yine de sakin kalmayı beceriyordum bir şekilde. Kız otuz beş yaşında, çilli, kumral, orta boylu biriydi. Yüzü pek gülmezdi. Kendine göre sebepleri vardı ama biraz da yapısı böyleydi. Ama bu sefer mutfaktan elinde gümüş kahve tepsisi ve dumanı tüten köpüklü bir kahveyle çıkageldi. Fincan bile yıllardır kullanmadığımız, anneannemden kalma antika fincandı. 

“Buyurun efendim” dedi eğilip gülümseyerek. 

İçimden bu kız benimle dalga mı geçiyor diye düşünmeden edemedim. Sonra Abbas dedim, Abbas! Ardından hastaların akını başladı. Uzun süredir bu kadar çok ve bu kadar değişik hasta görmemiştim. Yorulduğumu hissetmediğim gibi, kendimi mutlu, iyi ve işe yarar hissettim. 

Saat sekiz sularında çıktığımda, karanlık çoktan inmiş, hafif yağmur yolları ıslatmaya başlamıştı. Üşüdüm, ceketimin yakalarını kaldırıp eve doğru yürümeye başladım. Sabahkinden daha dinç hissediyordum kendimi. Evde neyle karşılaşacağımın merak ve heyecanı vücudumda tatlı tatlı dolaşıyordu. 

Evin ışıkları yanıyordu, Abbas evdeydi demek! Başka kim olabilirdi ki! Kapıyı çaldım, Abbas açtı. Son derece şık giyinmişti. Gülümsedi, “Çok yoruldunuz mu?” diye sordu muzipçe. “Haydi, üstünüzü değiştiriyoruz ve çıkıyoruz” diye ekledi. 

“Nereye çıkıyoruz, bütün gün çalıştım!” dedim. 

“Çalışmak yaramış görünüyor size, kıyafetlerinizi içeriye hazırladım” diye cevapladı. 

Add Your Tags:


Use spaces to separate tags. Use single quotes (') for phrases.
Sizin için Seçtiklerimiz

Karşı Konulmaz Kadın Olun!

₺18 ₺ 13

ABBAS

₺20 ₺ 14

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 13

Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

₺18 ₺ 13

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 13

Ayşe'nin Kırmızı Ruju

₺19 ₺ 14

Erkeğin Pin Kodu

₺20 ₺ 14

Ayrılığı Atlatmak

₺20 ₺ 14

Aşk Yetmediğinde

₺23 ₺ 16

Acemi Çöpçatan

₺19 ₺ 14

Kocam

₺23 ₺ 16
Yeni

Dolunay Kırmızısı

₺25 ₺ 17
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun