Aslında Çok Kolay

Aslında Çok Kolay

₺ 22 ₺ 13

Yazar: Özlem Çetinkaya
Çevirmen:
ISBN: 978-605-83570-4-4
Sayfa Sayısı: 213
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tara Kitap

 

İçimdeki baykuş der ki;

Kendini değerli hissetmek için başkalarından davet bekleme,

Kendini dengede tutmak için, başkalarının gelip senin omuzlarını yukarı kaldırmasını bekleme,

Kendini güvende hissetmek için, başkalarının sana kol kanat germesini bekleme,

Kendini renklendirmek için, başkalarının fırça darbelerini bekleme,

Kendini sevmek için, başkalarının gözlerinin içinde kendini görmeyi bekleme.

 

İçimdeki baykuş der ki;

Sen biliyorsun senin için güzel olanı,

Başkalarından onay bekleme.

Sen biliyorsun kimin ne olduğunu,

Başkalarından hak bekleme.

Mutluluğu yakalamak, dengede ve huzurulu olmak

ASLINDA ÇOK KOLAY!

Çünkü bu nimetlerin anahtarı başkalarında değil, sadece sende.

Hayatındaki bütün kilitlerin tek bir anahtarı var; sen!

Kilit de sensin, anahtar da.

‘100 Küçük Adım’la kilit değil anahtar olabilirsin sen de!

Hayatında vazgeçilmez diye baktığın, yapıştığın her ne varsa farkında bile olmadan ona “korku” enerjisi gönderdiğini hatırlatırım.

Sevdiğin, kullanmaktan son derece keyif aldığın, “Ondan asla vazgeçemem” dediğin herhangi bir eşyanı sevdiğin bir ki- şiye verir misin lütfen.

Farkında bile olmadan birçok şeye bağımlılık geliştiriyoruz. Kimi zaman bir insana, kimi zaman bir eşyaya ya da bir davranışa. O her ne ise, onsuz yaşayamayacağımızı zannediyor, konfor

alanımızın dışına çıkmaktan korkuyoruz.
Farkında mısın, her vazgeçemediğin şey seni biraz daha ağır laştırıyor, hantallaştırıyor, seni geçmişte tutuyor. İlerlemenin, dönüşümünün önündeki en büyük engel, o “Vazgeçemem” dediğin, sevdiğin oluyor.

Hayatında yenilik mi istiyorsun?
Nefesin tazelensin mi istiyorsun?
Kendinin bile bilmediği özelliklerini fark etmek mi istiyorsun? Cevap “Evet” ise, hayatındaki hiçbir şeyin senin için hayati

derecede önemli olmadığını fark ederek işe başlayabilirsin. Ha- yatında vazgeçilmez diye baktığın, tutunduğun, yapıştığın her ne varsa, farkında bile olmadan, ona “korku” enerjisi gönderdiğini hatırlatırım.

Korku, kaygı, endişe... Bütün hepsi düşük frekanslı enerjiler ve inan bana hayatının parlaması için bunların hiçbirine ama tek bir tanesine bile ihtiyacın yok.

 

Biliyorum, öyle eşyaların var ki, onlar senin için eşya olmaktan çok kişisel tarihinin bir parçası. O vazgeçemediğin tişörtünü birisine verdiğinde, kendinden bir parçan kopmuş gibi hissedersin. Kişi kendinden bilir işi, ben de oradan biliyorum. Bakma sen benim şimdi böyle konuştuğuma, bir zamanlar bırak kullanmayı, sevdiğim bir eşyayı başkasına vermeyi, arkadaşıma çok severek aldığım doğum günü hediyesini bile kendisine veremediğim zamanlar oldu. Sevdiğim bir eşyadan ayrılmak, onu bir başkasına vermek duygularımı, anılarımı, benliğimden bir parçayı paylaşıyormuşum gibi gelirdi. Emin ol, bu konuda ben değiştiysem sen de değişebilirsin. Dene...

Pişman olmayacaksın...

Tamam, belki ilk başta biraz zor, ama inan bana sonrasında yaşayacağın hafi iğin hazzı muhteşem.

Bilinçaltı ve zihin senin zannettiğin kadar karmaşık değil...

Güzel ve keyi i geçirmeyi hayal ettiğin geleceğinle ilgili dualarında, korkularını dile getirmemeye özen göster lütfen.

“Söz duadır” denir ya hep, o kadar doğru ki. Ağzından çıkan bir kelime, bir de bakmışsın hop diye senin gerçeğin oluvermiş.

Hayatında her şey yolunda giderken, “Allah’ım bir aksilik çık- masa bari” dediğin oldu mu hiç? Peki sonrası... Muhtemelen bir şeyler ters gitmeye başladı ve hatta sen bunun üzerine kendini bir de “şom ağızlı” olmakla suçladın, etiketi yapıştırıverdin.

Unutma; sürekli hastalıktan, problemlerden söz edersen hayatına da hastalık ve problem çekersin.

Yaklaşık kırk senedir annemin bir duasına şahit oluyorum: “Allah’ım beni elden ayaktan düşürme, beni kimseye muhtaç etme.” Ve sonuç, yaklaşık on sene önce geçirdiği bir felç dolayısıyla yetmişli yaşların sonlarında olan annemin ayağında ve ellerinde problem var. Felç sonrası duası da şuydu: “Daha beterinden koru.” Ve sonuç, düştü ve kalçasını kırdı.

Annemin odak noktasının farkındasın değil mi? “Olumsuzluk.”

Bilinçaltımız ve zihnimiz bizim zannettiğimiz kadar karmaşık değil. Orada “Demek istedim” yok. Senin ağzından çıkan her kelimeyi emir algılayan bir yapısı var zavallının. Ve tek derdi, senin ağzından çıkan emirleri yerine getirmek. O muhakeme etmez, yargılamaz, iyi ve kötü diye ayırmaz. Sadece yapar. Sen geminin kaptanı, o ise senin tayfan

Senin yapman gereken tek şey, ona ne söyleyeceğini bilmek. Kendini doğru ifade etmek.

Korkular, endişeler, kaygılar o kadar düşük enerjiler ki, senin aklının ucundan geçtiği anda gelip sana yapışıverirler.

Ondan mütevellit, dikkat et sözlerine. Ağzından çıkacak olanı, bilinçaltından önce sen duy ki, iş işten geçmiş olmasın.

Sözlerin yükseldikçe, sen de yükseleceksin. İnan bana!

Kronik bir erteleyiciysen, hayatı ıskalıyorsun demektir.

Sürekli erteleyip durduğun o işin var ya, masanı toplamak, paçası kısaltılacak pantolonu terziye götürmek, bir büyüğünü ziyarete gitmek, ders notlarını toparlamak; bugün yap onu. Ertelemeye son ver ve yap.

Gün içerisinde yapacağın bir sürü iş var değil mi? Kiminizin not de erinde, kiminizin akıllı telefonunda, kiminizin sadece aklında madde madde sıralanmış “yapılacaklar” listesi. Ben bu tip listeler için hâlâ kâğıt ve kalem kullananlardanım. De er kâğıtlarının kokusu da, kalemin o kâğıt üzerinde yumuşakça kayışı da bana keyif veriyor. Bakıyorum de erimin üzerindeki listeme, neler var? Mutfak alışverişi, Zeynep Hanım ile yapılan röportajın deşifre edilmesi, telkin kaydının doldurulması... İşler bittikçe alıyorum fosforlu kalemi çiziyorum biten işin üstünü.

Ama...

Öyle zamanlar oluyor ki ve öyle işler, onların üzeri bir türlü fosforlanmıyor. Sürekli erteleyip duruyorum. Kabul ediyorum, bazıları zor geldiği için erteliyorum belki ama aslına bakarsan onlar da öyle gözde büyütülecek işler değil; başlasam bir çırpıda bitecek ama elim gitmiyor, gönlüm çekmiyor bir türlü. İç sesim avaz avaz “Hadi artık yap şunu” dese de, kulaklar tıkalı. Kaç kere aklıma gelen fikri “Sonra yazarım, ne de olsa hatırlarım, fikir benim değil mi?” diyerek bir kenara not etmeyip sonra kafamı duvarlara vurmuşluğum var. Bazen bir bakıyorum benim el sürmeye kıyamadığım için ertelediğim projenin neredeyse aynısını bir başkası yapmış. Dövünüyorum ama ne fayda? Ben işe başlamak için hep bir sonraki baharı beklemişim, bahar gelmiş kışı beklemişim; diğeri ise hayata geçirmiş.

Peki neden sürekli erteleyip duruyoruz? Stres, yapılacak işlerin çokluğu, motivasyon eksikliği, işi

gözümüzde büyütmek, kendimize güvenmemek, hep daha iyi bir zamanı beklemek...

Erteleme alışkanlığından vazgeçmek istiyorsan, öncelikle bunun gerçek nedeni üzerinde düşün. Bahane üretmeden, başkalarını suçlamadan, kendine dürüst olarak... Farkına var; mükemmeliyetçi misin, kendine güvenmiyor musun, becerilerini çok mu hafife alıyorsun, yargılanmaktan ve eleştirilmekten mi korkuyorsun, hayal kırıklığına uğramaktan mı çekiniyorsun, “Hayır” demekten mi çekiniyorsun?.. İşlerini erteleyip duran herkesin sebebi bir diğerininkinden farklı olabilir ama sonuç herkes için aynı. Erteleme bağımlılığından kurtul ve özgürleş. Kronik bir erteleyiciysen hayatı ıskalıyorsun demektir.

Add Your Tags:


Use spaces to separate tags. Use single quotes (') for phrases.
Sizin için Seçtiklerimiz

Kaçıncı Çocuksunuz

₺20 ₺ 12

Kaderinizin Rengi Karakterinizde Gizli

₺22 ₺ 13

Şimdi Değiş!

₺19 ₺ 11

Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

₺18 ₺ 11

Erkeğin Pin Kodu

₺20 ₺ 12

Paradan Mektup Var!

₺14 ₺ 8

Ayrılığı Atlatmak

₺20 ₺ 12

Değişim ve Dönüşüm Günlüğüm

₺34 ₺ 20

Değişim - Dönüşüm Kartlarım

₺41 ₺ 25
Yeni

Aslında Çok Kolay

₺22 ₺ 13

Değişim ve Dönüşüm Günlüğüm

₺34 ₺ 20
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun