Ayşe'nin Kırmızı Ruju

Ayşe'nin Kırmızı Ruju

₺ 19 ₺ 11

Yazar: Ayşe Mckie
Çevirmen:
ISBN: 9786058357020
Sayfa Sayısı: 112
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tara Kitap

 

90'larda âşık, cesur, tutkulu, Boğaziçi'nden yeni mezun olmuş genç bir kız... 2000'lerde tuttuğunu koparan, enerjik, İstanbul'u da okyanus ötesini de arşınlamış genç bir kadın... 21 yasında ilk kez sürdüğü kırmızı rujuyla aynaya baktığında, 'kadın' Ayşe'yi gerçekten sevmeyi göze alıyor... 23'ünde, ilk görüşte âşık olduğu Amerikalı David'e bir kez daha rastlayabilmek ümidiyle İstanbul sokaklarının altını üstüne getiriyor. 25'inde David'le, onun memleketi San Francisco'ya taşınıyor. Cd çalarda Safiye Ayla'nın 'Menekşelendi Sular' şarkısı... General Electrics marka ocağın üstündeki bakır cezveden odaya yayılan Türk Kahvesi kokusu... Hayalinde, kese kâğıdına çitleniveren çiğdem... Amerikan icadı Çin Şans Kurabiyesinden çıkan falda 'Eğer kış geldiyse, bahar çok uzakta olamaz' deyince inanıyor Ayşe. Kış geçer de... Zemheri? İşte her daim 49 kilo ve kırmızı rujlu Ayşe'nin yeni dünyayla imtihanı... Merak edenler için... Hediyesi içinde!
(Tanıtım Bülteninden)

İSTANBUL

148 BASAMAKLI HİSAR PALAS

Benetton’dan aldığım gece mavisi şort etek, üzerinde turuncu zemine yeşil, mavi, mor çiçekleri olan şifon bluzumla kapıyı çekip, çıkar çıkmaz yazın son sıcaklarını sırtımda hissetmenin mutluluğuyla, kendimi apartmanın ortak terasında bir sigara içerken buluyorum. 1995 Ağustosu’nun son günleri. Deniz koyu lacivert bugün.

Gemilerin, balıkçı teknelerinin, martıların, köprünün üzerinden taşan sabırsız kornaların, Hisar’daki caminin minaresinden Boğaz rüzgarına sarılarak gelen ezanla el ele verip, bana ikinci sigarayı yaktırdığı sırada Kapıcı Bayram’ın “Merhaba Ayşe Hanım!” demesiyle irkiliyorum; balkonda sigara içerken annesine yakalanmış bir lise öğrencisi gibi sıçrıyorum yerimden. Bayram bana neden “Hanım” diyor ki? Daha 23 yaşında üniversiteden yeni mezun olmuş şaşkın bir çocuğum sadece!

Rumeli Hisarı civarında oturanlar bizim apartmanı iyi bilir. Temeli kayalar üzerine kurulduğundan apartmana girmeden önce gülkurusu renginde bir asansöre binilip, benim kendimi Parliament reklamlarında hayal ederek, belki yüzlerce Marlboro içtiğim, demin de bahsi geçen terasa çıkılır. Asansörden inince sola sapmayıp, önünüzdeki uzun koridordan geçince göreceğiniz ikinci asansöre biner ve zemin kata basarsanız, indiğinizde karşınıza çıkacak ilk daire bizimki. Bir başka seçenek de bu asansör silsilesini es geçip merdivenleri kullanmaktır. Üstelik sık sık kafası karışan asansörler bazen başka ‘çıkar yol’ bırakmamış olabilir size. Okuması nasıl zorsa, bilin ki yazması da bir o kadar, hatta daha zor oldu! Benim aradan geçen yirmi yılda buraya bir daha hiç gitmemiş, oryantasyon bir ders olsa 100 üzerinden ancak 7 alabilecek, beyniyle kalbi arasındaki -şiddetli- tartışmaları dış dünyaya katiyen yansıtmayan, inatçı ve sabit fikirli bir ikizler kadını olduğumu da hesaba katarsanız, kendimde çok nadir görebildiğim bir soğukkanlılık ve sabırla çalıştığımı fark edebilirsiniz. Sizi ısrarla Hisar Palas’a sokmaya çalışmak istemem, orada geçen dört yılımı kendime yeniden hatırlatmak için aslında. Eğer bu noktada sıkıldıysanız, içinde sadece bir düğmesi olan birinci asansöre geri dönerek binadan çıkmak için ikinci asansörü çağırın; çok geç olmadan.

Kaybolursanız Bayram’ın karısı Latife size yardımcı olacaktır...

Saat 12.40 olmuş! Saat 14:00’te Taksim Anadil Şube Müdürü Tamer Bey ile iş görüşmem var. 90‘lı yılların İstanbul’unda iyi bilinen dil dershanesi zincirlerinden biri olan Anadil’de öğretmen olarak çalışmak için yapacağım ‘mülakat’a giderken, konuyu ne kadar ciddiye aldığımı saat 2 değil de 14:00 diyerek sizlere de hissettirebilmiş olduğumu umuyorum. Korkuyor muydum desem, neden korkmadığımı bilmemekle beraber, cevabım “Hayır.” Heyecanlı mıydım? Hayır!

Bir şekilde bütün hayatımı değiştiren ve gidilmesine tesadüfen karar verilmiş bu görüşmeye dair en iyi hatırladığım şey, size en başta anlattığım gibi o gün giderken giydiğim kıyafet.

Beni adına kader* dedikleri şeye inanmaya çok yaklaştıran bu günle ilgili size söyleyebileceğim bir başka şeyde Taksim Anadil’in merdivenlerinden hızlı hızlı çıkarken, savurganlığa kaçan bir cömertlikle süründüğüm, ablamın kıymetli parfümü Shalimar’ın basamaklara dağılırken içimde uyandırdığı memnuniyet duygusudur.

* Kader: 1) Bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan doğaüstü güç, ezeli takdir.
2) Türk filmlerinde yaşlı, filozof genelev kadınlarının default ismi, 6 numaradaki ‘Kader Abla’ şeklinde karşımıza çıkar.

ZENGİN, GENÇ VE GÜZEL ÖĞRETMEN...

İşe başlayalı bir ay oldu bile! Tamer Bey’in ders çıkışı bana verdiği içi para dolu kocaman zarfı alıp, saat 5’e doğru dershaneden çıktığımda karşıma çıkan ilk kuaföre girip saçlarımı soğan kabuğu rengine boyattım. Göğüs kafesine küçükken yerleştirilmiş akıllı bir çipin, istese de sözünden çıkamayan, Bulgaristan sınırında piknik yaparken ailesinden kaçırılıp, Amerika’da casus olarak yetiştirilmiş ve ilk görevinin ifası için İstanbul’a gönderilmiş bir ajandım sanki ben...

O zamanlar şehirdeki neredeyse tek AVM olan Akmerkez’e gitmek üzere bindiğim taksinin dikiz aynasında, yol boyunca yeni kendimi seyredip, merkezden bana göğsümdeki çip vasıtasıyla gönderilen ‘misyon’larla ilgili önemli detaylar üzerinde çalışmaya devam ettim. Akmerkez’de kendime muzlu, nutellalı, cevizli bir krep ısmarlayıp, ardından mağazalara yönelerek, önce bir çi bağcıklı bot, sonra mavi şişeli -bugün çok vanilyalı bulacağım bir parfüm, bordo bir deri ceket ve Remzi Kitabevi’nden de Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sının ingilizcesini aldım. Eve dönmek için bindiğim takside ablam ve sevgilisinin evde olmaması için dua ederek, zar an aldığım 20 milyonu, sadece bir ajandan çıkabilecek son derece güven dolu bir sesle ‘üstü kalsın’ diyerek taksiciye bırakıp indim. Soğan rengi saçlarımı uçuran ekim rüzgarı tam anlamıyla muhteşem geçecek bir sonbaharı haber veriyordu ve evin salonu tam düşlediğim gibi kapkaranlıktı!

Yalnızlıktan bunalmış kedimiz Pişo bacaklarıma sürtünürken, bir elimde saç fırçası, diğerinde vişne votkayla, Bayram gelip uykulu gözlerle, “Ayşe Hanım, komşular müzikten uyuyamıyolarmış” diyene kadar şarkıcılık oynayıp, şimdiye kadarki hiçbir evimde bir daha bulamadığım kadar güzel odamdaki yatağıma yığılmışım.

Saat 9:00’da başlayan sabah sınıfına yetişebilmek için kahve+sigara, o gün öğreteceğim derslerle ilgili kısa bir kontrolle, duş ve süslenmeyi de hesaba katarsanız, saat 7:30 gibi kalkmam gerekiyor. Saat 13:00’e kadar devam eden sabah sınıfında, ya üniversiteye giremedikleri için ailelerinin ‘Bari İngilizce’sini geliştirsin’ diye kursa gönderdiği lise mezunu gençler var ya da kaydı otomatik yenilenip, aynı kuru defalarca tekrar etmekte olan kıdemli öğrenciler...

Bu kategorideki öğrencilerimden hatırladığım iki kişi var; yüzü adeta Catherine Zeta Jones kıvamında, ayağa kalktığında sağ bacağının diğerinden 5-6 cm kısa olduğunu fark ettiğim Selda ile iyi bir aileden geldiği belli ve bugün düşündüğümde, sanırım otistik olduğu için öğrenme konusunda birtakım handikapları olan, 19-20 yaşlarındaki Pamir. Aslında Pamir, başlarda beni, Robert Kolej mezunu olmasıyla her fırsatta övünen, kusursuz Teksas aksanıyla (yukarıda Allah var!) üstelik de hiç durmadan konuşan eski öğretmeni Pelin’le karşılaştırıp, aksilik etmeye yeltendi. Çok değil, günler içerisinde, ders aralarında beraberce Cranberries’in Zombie şarkısını dinleyerek, hatta şarkının sözlerini İngilizce olarak tartıştığımız efsane diyaloglarla perçinlediğimiz dostluğumuz, önce Pelin’in, sonra da diğer öğretmen ve öğrencilerin geceleri uyumadan evvel kafalarını karıştıran gizli bir düğüm gibi sağlamlaştı. Anadil kayıtlarını gözden geçirmenizi gerektirecek olağanüstü bir durumla karşılaşır da, yılların Pamir’inin İngilizceyi böyle söküvermesin akıl erdiremeyecek olursanız, işin gerçeği, işte tam bu anlattığım gibidir.

“With their tanks aaaand their bombs And their bombs and their guns . In your heaaaad in your hea- aaaad they arrrrre fightingggg...................’’

*Aranızdan bazı kötü niyetliler benim meslektaşım Pelin ile ilgili sözlerimi kıskançlık olarak nitelendirebilir. İkizler burcunun başka pek çok kötü huyu olmasına rağmen, kıskançlık bunlardan biri asla değildir.

Add Your Tags:


Use spaces to separate tags. Use single quotes (') for phrases.
Sizin için Seçtiklerimiz

Karşı Konulmaz Kadın Olun!

₺18 ₺ 11

ABBAS

₺20 ₺ 12

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 11

Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

₺18 ₺ 11

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 11

Ayşe'nin Kırmızı Ruju

₺19 ₺ 11

Erkeğin Pin Kodu

₺20 ₺ 12

Ayrılığı Atlatmak

₺20 ₺ 12
Yeni

Aşk Yetmediğinde

₺23 ₺ 14
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun