Kuruntucu

Kuruntucu

₺ 22 ₺ 11

Yazar: Alper Uğur Atlı
Çevirmen:
ISBN: 9786058147553
Sayfa Sayısı: 176
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tara Kitap

 

Arka Kapak Yazısı :

 

Her biri aşina olduğumuz ancak bu tanışıklığı okuyana kadar fark etmediğimiz bu öyküler, okuyucuyu bazen Beyoğlu’na, bazen bir köy kahvesine, bazen de lüks bir villaya taşıyor.

Modern yaşamdaki kaygılarımız, aile bağlarımız, unutulmaz aşklarımız ve çelişkilerimiz ile her birimizden bir parça taşıyan bu öyküler, bizleri bildik bir köşeden, sakin bir yolculuğa çağırıyor. Kelimelerle, birbiri içine geçmiş düşüncelerle, anılarla, gizli sevdalarla örülmüş bir yolculuk…

****

Yazarın dünyasına olduğu kadar kendi iç dünyanıza da dokunan bir anlatı.

Yazar Hakkında: 

1986 yılında Adana'da doğdu. 2010 yılında Anglo-Continental School Of English'te Hukuk İngilizcesi eğitimi; 2011 yılında Başkent İletişim Akademisi'nde Diksiyon-Oyunculuk eğitimi aldı.  2014 yılında Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Avukatlık Stajı esnasında Ankara Barosu'nun çeşitli etkinliklerinde sunuculuk yaptı. Halen İstanbul'da serbest avukatlık yapmaktadır. 

Deneme ve öykü yazmaktadır.   

BEDELLİ MELANKOLİ

Penayı vuruyordu gitarın tellerine. Dans ediyordu. Bu zor da olsa, ediyordu. Bir elinde birası, diğer elinde mikrofon. En sevdikleri şarkıları birlikte söylüyorlardı. ̔Jam session’ deniliyor buna. Amerikalı cazcıların bir zamanlar çokça yaptığı şey.

“Sesler beni sana çağırıyor, orada buluyorum kendimi, sesler şimdi... Neydi?” dedi. Müzik yürüyüşünün bozulmaması gereken bir an. Bu anlar hassastır. Tüm günün sihrini yok ede-bilir.

Aralarından en bilinçli olanı “Devam, aklına ne geliyorsa onu söyle işte...” dedi gülerek. Diğerleri de katıldı. Ev, duman içinde kalmış gitarın notalarında inliyordu sanki.

“Doktora bak sen! Ulan ne dağıttın be!”

“Herhalde oğlum, devam!” diye haykırdı. Bu, bir hastaya bakmaktan fazlasıydı. Tedavi bekleyen çaresiz bir ses tonu değildi bu duyduğu. Tatile çıkmıştı sanki. Kendini kaybediyor, kaybettikçe buluyordu. Yüzüğünü serçe parmağına taktı. Bitirirken Albert King gibi hissediyordu kendini.

Pizza da söylemişlerdi. Dumanın ve seslerin dağılmasıyla, ciddi kişilikleriyle yüzleşmeleri aynı oranda ilerliyordu. Yemekleri odaya getiren arkadaşları pizzaları dağıtıp Doktor'un hemen yanına oturdu. Ferahlamak için bir pencere daha açıp, kutuları sofanın önündeki masaya koydular.

Doktor, amatör bir müzisyen sayılabilirdi. İçlerinde toplumda en itibar gören mesleğe sahip olanıydı o. Hal böyle de olsa, dostlukları yirmili yaşlara dayanan bu üç kişi arasında ‘doktorluk’ geçer akçe değildi. Üstelik bu grubun Çukurcuma’da antika satan üyesi pek donanımlıydı. Fırsatı gelince, kişisel birikiminin reklamını yapmaktan da geri durmazdı.

“Biraz önce ne yaptığının farkında mısın?” dedi.

Doktor boş bir bakışla karşıladı bu sözü.

“İyi çalmıyorsun. Aslında iyi çalmıyoruz. İyi söyleyemiyo- ruz bile ama bunun sağaltıcı bir etkisi var. Kaldı ki bir gitardan maden cevheri çıkartacak da değiliz. Var gücümüzle tellere vursak da mümkün olmaz.”

“Kutsal bir şey yapmıyoruz evet” dedi Doktor. Duyduklarına eşlik edebileceğini gösterircesine sohbete katılıyordu. “Ancak dediğin doğru. Bu bizi tedavi ediyor. Terapötik tınılar bunlar. Bizi iyileştirdiği için seviyoruz.”

Doktorun bu sözleri Antikacı’nın hoşuna gitmişti. Arkadaşıyla ortak bir noktada buluşmuşlardı. Aslında ne dedikleri ya da düşündükleri mühim değildi. Konuşabilmeyi seviyordu Antikacı. Sonu bir yere varmasa da işe yaramasa da işlerin ve paranın arasında kaybolan hayatını canlandırıyordu böylelikle.

“Bir şeyi gerçekten sevmek için bir sebebe ihtiyacımız var öyleyse?” dedi Antikacı. Soru, cümleden değilse de mimiklerinden anlaşılıyordu.

“Kesinlikle!” dedi Doktor sesini yükselterek.

“Kesinlikle öyle. Biraz önce de söylemiştim ya hani. Kutsal değil demiştim. Ancak ve ancak, kutsal olanı karşılık beklemeden severiz. Oysa müzik ya da notalar öyle değil. Bizi eğlendirmeseydi ne dinler ne söylerdik.”

“Yoksa müzik, bir yerlerde salınmış olurdu değil mi sadece? Yani bu işe yaramasaydı...”

Kutuda kalan son iki dilim pizza da soğumuştu. Irmak ku- tuyu kapatıp içeriye götürürken her zamanki dalgınlığıyla salondan mutfağın kapısına doğru uzanan halıya takılmıştı.

“Dünyevi yani” dedi Antikacı. Elbette öncesinde, Irmak’ın yalnızca sendeleyerek atlatmasına sevinmişlerdi. “Aman dik- kat et”, “İyisin değil mi?” diye de sormuşlardı. Bu arada her ikisi de ayağa fırlamış ve telaşlanmıştı. Talihsiz düşme girişimi ise, saniyenin belki de bilmem kaçta kaçıydı.

Irmak döndüğünde ellerini birbirine vurarak yemeğin son tortularını da havaya karıştırmış ve diğerlerinin yanına otur- muştu.

“Bu arada, senin baktığın o yeni dükkânın sahibi ne âlemde? Kira konusunda anlaşabildiniz mi?” diye sordu Irmak.

“Konuşuyoruz ama anlaştık diyemem.” Yavaşça öne eğilip, avuçlarını yukarıya gösterip parkeye bakıyordu Antikacı bunları söylerken. Şu anlarda iş konuşmak daraltıcıydı çünkü. Hele bu konu...

“Bugünlerde kafam bununla dolu hakikaten. Orayı kaçırmamalıyım ama çok tuzlu! Dur bakalım, yapacağız bir şeyler.”

Nedense üçü de bu lüzumsuz konudan boğulmuştu. Kısa bir süre içinde oldu bu. Sözler başladıktan hemen sonra. Bir- kaç saniye denebilir.

Evdeki sıkıcı rüzgarların dağılması için bir hareket gere- kiyordu. O esnada Doktor’un aklına biraz önce konuştukları şey gelmişti. “Doktorunuz ayağınıza geldi!” diye pek de komik olmayan ancak katlanılabilir bu şakayı yaptıktan sonra gitarı eline aldı.

Antikacı ve Irmak ne diyeceklerini bilemediler. Neyse ki sahte kahkahalar imdada yetişti. O kısacık zamanda bunu akıl

edebilmişlerdi. Uzun süren dostluk bağları, soğuk şakalara gülme görevi de yüklüyordu onlara. Ayıp olmasın diye uzun uzun gülüyorlardı. Arkadaşlıkları bu özveriyi hak ediyordu.

“Haydi bakalım çalalım söyleyelim, bakalım işe yarayacak mı?” diye bağırdı evin içinde gözlerini mutlulukla büyüterek.

Mutlu olmak için şarkı söylediler. Alışmışlardı artık. Her mutsuzlukta şarkı söylediler. Ayrıca her bir şarkı hiç değilse birkaç dakika sürüyordu.

Anlaşılan o ki, az zamanların bedeli, çok zamanlarla ödeniyordu.

Add Your Tags:


Use spaces to separate tags. Use single quotes (') for phrases.
Sizin için Seçtiklerimiz

Kaderinizin Rengi Karakterinizde Gizli

₺22 ₺ 11

Şimdi Değiş!

₺19 ₺ 9

Erkeğin Pin Kodu

₺20 ₺ 10
Tükendi
Değişim - Dönüşüm Kartlarım

Değişim - Dönüşüm Kartlarım

₺41 ₺ 20

Aslında Çok Kolay

₺22 ₺ 11

Kaçıncı Çocuksunuz

₺20 ₺ 10

Değişim ve Dönüşüm Günlüğüm

₺34 ₺ 17

Acemi Çöpçatan

₺19 ₺ 9

Çünkü Kadın

₺20 ₺ 10
Yeni
Koma 21

Koma 21

₺21 ₺ 10
Yeni
Tramola

Tramola

₺28 ₺ 14
Yeni
İçimdeki Kaktüs

İçimdeki Kaktüs

₺20 ₺ 10
Yeni
Kuruntucu

Kuruntucu

₺22 ₺ 11
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun