Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

₺ 18 ₺ 9

Yazar: Anet Mankeoğlu
Çevirmen:
ISBN: 978-605-65740-1-6
Sayfa Sayısı: 175
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tara Kitap

 

Öykü, Masal, Nehir, Hayal… 

Güzel, eğitimli, kariyer sahibi, sosyal hayatta her zaman kalabalık ama evlerinin kapısından girdikleri andan itibaren 'yalnız' kadınlar...

Hikayeleri ayrı olsa da ortak bir yanları var: Yanlış erkekleri hayatlarının 'prensi' yaptılar.

Telefonu göz önünden ayırmadan 7/24 mesaj beklemek, gelen her mesaja binlerce anlam yüklemek, ‘Asla yapmam’ dedikleri şeyleri yapmak, kız arkadaşlarıyla saatlerce ve sadece 'o’nu konuşmak... 

Ta ki kendi yazdıkları bu masallardan uyanana dek…

Prensi öptüğünü düşünürken, gözlerini açtığında bir kurbağayla karşılaşan sevgili kadınlar, bu kitap sizinle aynı yollardan geçen bir hemcinsiniz tarafından sizin için yazıldı.

Şehir masallarını kim sevmez ki…

Sığ Sular Sağnak Yağmurlar! 

Öykü dört yıldır mutsuz bir ilişkiyi sürdürüyordu... Üniversiteden mezun olalı altı yıl olmuştu. Bir mimarlık şirketinde proje yöneticisi olarak çalışıyordu ve işinden oldukça memnundu. Ama özel hayatında bunu hiçbir zaman dengeleyemedi... Öykü’nün erkek arkadaşı Ahmet de yola gelecek, kadınların isteklerini anlayacak türden biri değildi. Kadınca, ‘değişir, düzelir belki’ düşüncesiyle bu kadar uzatmıştı yolunda gitmeyen bu birlikteliğini Öykü. Artık aralarındaki iletişim bitmişti; sudan sebeplerle sürekli tartışıyorlar, birbirlerinin kalbini kırıp ilişkilerini yıpratıyorlardı. Aslında daha çok Öykü yıpranıyordu. 

Orta yaşa yaklaşıyordu; vücut saati alarm vermekteydi ve evlenip çocuk sahibi olmak istiyordu. Ahmet ise evlilikten korkuyordu. Bitiremedikleri ama aynı zamanda da hakkını vererek yaşayamadıkları bir ilişkiydi onlarınki. 

Bu ilişkinin en yakın şahidi ise, Ahmet gibi reklam sektöründe olan arkadaşı Yağız’dı. Yağız hayatın ve değişen düzenlerin bozamadığı yapıda, düzgün insanlardandı. Ahmet ve Öykü ile sık sık zaman geçirirdi; genellikle üçlü birlikte yemek yer, bolca vakit geçirirlerdi. Haliyle onun yanında da gerginlikler ve kavgalar kaçınılmazdı. Yağız böyle durumlarda, Öykü’yü üzdüğü için Ahmet’e çok kızıyor ama sesini çıkaramıyordu. Yanlış anlaşılır diye genç kadına destek de olamıyordu. Aslında Öykü, kadınsı bir hisle Yağız’dan o sıcak elektriği alıyordu... Onun gözlerinde anlaşıldığını hep hisseder ama o da sesiz kalmayı yeğlerdi. 

Bazen “Keşke Yağız gibi biriyle birlikte olsaydım” diye geçirirdi içinden. O Ahmet gibi değildi. Karşısındakine değer verip dinleyen, onu anlamaya çalışan, sakin ve sevecen bir yapıya sahipti. Kuzguni gözlerinde o yumuşak kalbi herkes görebilirdi. Hatta bir keresinde bir şiir bile yazmıştı genç adama... Kendince yazdığı, kimselere okutmadığı bir şiirdi “Sen...” 

Yağız’a hitap edilmiş bir “Sen...” 

Ona asla söyleyemeyeceği hislerini kağıda dökmüştü. Onun Öykü’ye verdiği huzuru anlatan bir şiirdi. Bu genç adam Ahmet’ten o kadar farklıydı ki... 

Yağız bu şiirin varlığından haberdar olmadı. Hatta Öykü bile unuttu yazdığını. Şiir zamana karıştı... 

Bir gün yine Öykü ile Ahmet’in klasik kavgalarından birine şahit olmuştu Yağız... Genç kadın için için ağlıyordu. Yağız ise karşısındaki koltuktan, eli kolu bağlanmış, sadece seyredebiliyordu onu. Yeşil gözlerinden akan damlalar Yağız’ı kahrediyordu ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. İçinden, ayağa kalkıp Öykü’nün yanı başına oturup uzun uzun saçlarını okşayıp, gözyaşlarını parmaklarıyla silmek, usulca “Ağlama” demek geçti. Ama aklından geçenler birer yumru gibi boğazında düğümlendi genç adamın. Bazen arkadaşını şiddetle sarsarak kendine getirmek istiyordu. Bir kadına böyle davranılmazdı, hem de Öykü gibi bir kadına... 

Yağız, Öykü’den ne denli etkilendiğini kendisine bile itiraf etmiyordu. Öykü bir kadında aradığı her özelliğe sahipti; kültürlüydü, güzeldi, dişiydi, becerikliydi, üstelik anaçtı. Yağız’ın Kybele’siydi o. 

Ama arkadaşının aşkıydı. Susmayı yeğledi, yıllarca... 

Öykü ile Ahmet ilişkilerinin beşinci yılında yollarını ayırdılar; çok da medeni olmayan bir şekilde... 

Küçük bir eve taşınan Öykü kendine yeni bir hayat kurdu. Doğal olarak Öykü ile Yağız’ın arasına da yıllar girdi. Yağız, Öykü ile ilgili bilgileri ortak yakın dostlarından almaya çalışıyordu ama onu aramaya hiç cesareti olmamıştı. Bir süre sonra Öykü’nün ev- lendiği haberini aldı. Tebrik etmek için bile arayamadı onu. 

Yıllar sonra Yağız o cesareti buldu ve bir yılbaşı günü değişmemiş olmasını dileyerek Öykü’nün numarasını çevirdi... 

Öykü’nün eşi açtı telefonu. 

Öykü mutfakta misafirlere yemek hazırlıyordu. Eşi “Telefon sana...” dedi soğuk bir tavırla. 

Öykü ahizeyi eline aldı, omzuna yerleştirdi; iki eliyle işine devam etti. O kadar acelesi vardı ki misafirler gelmişti ve yemek hâlâ hazır değildi. 

“Efendim?” dedi telaşla. Telefonun ucundaki ses ona işini yarım bıraktırmaya yetmişti; “Merhaba... Uzun zaman oldu...” 

Öykü bir an durakladı. Ayaklarının bağı çözülmüş gibiydi. Bunca zaman sonra o çok uzun zamandır beklediği ses telefonun diğer ucundaydı. “Yağız...” diyebildi önce, sadece... 

Sonra gücünü topladı. “İnanmıyorum... Nerelerdesin, her şey yolunda mı? Anlatsana...” diye sıraladı bir çırpıda. 

İçeride yemek bekleyen misafirlere rağmen uzunca sohbet ettiler. Birbirlerine yeni yıl için iyi dileklerde bulundular. 

Öykü misafirlerinin yanına döndüğünde yüzünde tatlı bir tebessüm, içinde ise o tanıdık tatlı heyecan vardı. 

Öykü tıpkı ilişkisinde olduğu gibi evliliğinde de aradığını bulamamıştı. Mutsuzdu... 

Rüya gibi geçen ilk yılların ardından eşi tarafından aldatılan genç kadının güven ve inanç duyguları sarsılmış, varlığının anlamını artık sadece küçük kızınınki ile sınırlandırmıştı. Onun için yaşayacaktı. Aşka inancı hiç kalmamıştı. 

Yılbaşından birkaç hafta sonra, bir gece salonda yalnız otururken cep telefonuna gelen bir mesaj düşüncelerinden kopardı Öykü’yü. Mesaj Yağız’dandı. Mesajda sadece “Nasılsın?” diyordu. Öykü biraz da ikinci kadehini doldurduğu şarabın etkisiyle “Müsaitim, evden arayabilirsin” diye bir mesaj attı... 

Beş dakika sonra telefonu çaldı. Birbirlerini görmedikleri yılları, Öykü’nün mutsuz süreçlerini konuştular uzun uzun. Yağız da bu süre içinde yaptıklarını anlattı Öykü’ye. Bir reklam şirketi kurmuşlardı dört yakın arkadaş ve işleri bir hayli yoğundu. Hayatından memnun gibiydi genç adam. Ama hâlâ bir birlikteliği yoktu. Bir süre sessiz kaldılar. Sonra eski defterler açıldı ve arka arkaya itiraflar geldi. Aşkını ilk itiraf edebilen Yağız oldu. 

“Neden hiçbir şey belli etmedin peki?” diye sordu, Öykü. “Nasıl edebilirdim ki? Arkadaşımın aşkıydın... Şimdi de evli bir kadınsın... Aslında niye söylediğimi ben de bilmiyorum” dedi Yağız.

Kadınlık gururu okşanan Öykü, “Sen de benim için her daim özel oldun. Hatta sana şiir bile yazmışım. Geçen gün eski defterime bakarken buldum o şiiri, ben bile şaşırdım. Neler hissetmişim öyle...” diye konuştu. 

“Gerçekten bana şiir mi yazdın?” diye sordu Yağız. Öykü’den gelen bu itiraf Yağız’ı çok şaşırtmıştı. “Duymak isterim” dedi usulca. Öykü uzandığı yerden ayağa kalktı, kütüphanenin kilitli çekmecesinde duran eski şiir defterini çıkardı ve Yağız’a ithaf edilmiş şiiri cep telefonunun mesaj kutusuna yazıp gönderdi. 

Yağız mesajı aldığında çok şaşkındı. Duyguları ayrışacak türden değildi. Zaten bu denli derinlere inmekten çekinen bir yapıya sahip olduğundan, bu tür duygusal ortamlardan kaçardı. Ama o an kaçması imkânsızdı, onu orada tutan gizli bir güçtü sanki. Defalarca okudu şiiri. 

Sen...

O denli farklısın ki

O denli insancıl...

Bir o kadar duygusal.

Karşındakini o tahta oturtup

Onun da senden farklı olabileceğini

Özgürce konuşabileceğini

Hiç gözardı etmeden

Sevecenliğini kaybetmeden

Kendini unutup bazen Sen...

Hep aklımdaki Gönlümün istediği Neden gelmedin ki?

İkisi de bulundukları loş odaların atmosferine eşlik edercesine kaptırdılar benliklerini bu şiirin samimi itiraflarına. İmkânsız olan daima çekici gelmez miydi? Aşkın tanımı da buydu, yaşanamayan duygular daima depreşir, doruk noktasına ulaşır, kimi zaman ise yerini melankoliye bırakırdı. O gece Öykü ve Yağız da bu duygu karmaşasının içinde kayboldular. 

Telefonu kapattıklarında güneş çoktan doğmuştu... 

Öykü iki gün Yağız’dan mesaj bekledi. Telefonu bir an bile yanından ayırmadı... Her mesaj sesinde yerinden zıpladı. Ve bir sabah Yağız’ın mesajıyla dünyalar onun oldu. Yağız onu kahvaltıya davet ediyordu. Hemen kabul etti. Yıllar sonra ilk kez karşılaşacaklardı. Heyecanla hazırlandı. Bir süre sonra kapıdaydı genç adam. 

Arabaya bindiğinde onun unutamadığı siyah gözleriyle buluştu Öykü. O derin, yarı utangaç yarı muzip bakışları bunca yıl hiç unutmadığını fark etti o an. Onda sevdiği ayrıntılardan biriydi o gözler. 

“Hiç değişmemişsin” dedi genç adam Öykü’ye, gözlerinin içi gülerek. “Özellikle de gözlerin...” 

Yağız da o çok sevdiği gözleri özlediğinin farkına vardı. O gözler Öykü’nün hem kadınsı, hem çocuksu kişiliğinin aynasıydı. Derin okyanus sularını andıran rengi o gizemli bakışlarla birleşince karşısındaki insanı kendine çekiyor gibiydi. Genç adam boğulmaktan korkarcasına siyah gözlerini Öykü’nün derinliklerinden alıkoyup yola çevirdi. 

“Çok güzel bir kafe biliyorum, doğa içinde salıncağı olan... Orada yapalım kahvaltımızı, ne dersin?” diye sordu Yağız. “Süper fikir derim” dedi Öykü, Yağız’ın gözlerinin içine bakarak. 

İlk kez birlikte ve baş başa birkaç saat geçireceklerdi. Yol boyunca pek fazla konuşmadılar. Öykü heyecanını gizlemeye çalışıyor, Yağız’ın nefesini çok yakınında hissetmesine rağmen kayıtsız durmaya çalışıyordu. Yağız ise alışık olduğu şekilde duygularını içinde tutuyor, sanki sabah kalkmış işe gidiyor gibi davranıyordu. 

Add Your Tags:


Use spaces to separate tags. Use single quotes (') for phrases.
Sizin için Seçtiklerimiz

Kaderinizin Rengi Karakterinizde Gizli

₺22 ₺ 11

Karşı Konulmaz Kadın Olun!

₺18 ₺ 9

ABBAS

₺20 ₺ 10

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 9

Prensi Öptüm Kurbağa Oldu

₺18 ₺ 9

İlişkilerin Kırılma Noktası

₺18 ₺ 9

Ayşe'nin Kırmızı Ruju

₺ 25

Erkeğin Pin Kodu

₺20 ₺ 10

Paradan Mektup Var!

₺14 ₺ 7

Ayrılığı Atlatmak

₺20 ₺ 10

Değişim ve Dönüşüm Günlüğüm

₺34 ₺ 17

Aslında Çok Kolay

₺22 ₺ 11

Aşk Yetmediğinde

₺23 ₺ 11

Ses Ver İlham Ver

₺25 ₺ 12

Acemi Çöpçatan

₺19 ₺ 9

Kocam

₺23 ₺ 11
Yeni
Dolunay Kırmızısı

Dolunay Kırmızısı

₺25 ₺ 12
Adres:
Şakir Kesebir Cad. Gaziumurpaşa Sk. Balmumcu Plaza II No: 32 Daire: 14 Balmumcu / Beşiktaş / İSTANBUL
Telefon:
+90 212 347 83 70

 
Fax:
+90 212 288 76 35

 

Tara Kitap

Biz; kitapları okumadan önce koklayan, ‘ille de kitap kokusu’ diyen; ilgimizi çeken her kitaba çocukça bir iştahla sahip olmak isteyen birkaç kitap arsızıyız.

Dünyanın farklı köşelerinden, büyük bir heyecanla seçtiğimiz kitapları dondurma gibi yalayıp yutuyor ve henüz Türkçeye çevrilmemiş olanları dilimize kazandırmak için çalışıyoruz.

Modern dünyanın dinamikleri hepimizi biraz köşeye sıkıştırdığı, bazen nefes alacak bir alan bile bırakmadığı için, kitap seçerken ‘içimizi ferahlatacak’, ‘kişisel gelişimimize katkıda bulunacak’ ve ‘gündelik hayatımıza dokunabilecek’ türde kitaplara yöneliyoruz.

    E-Posta Bültenimize Üye Olun